Dua (16-07-2013) - Abdurrahman Büyükkörükçü Hoca
Abdurrahman Büyükkörükçü Hocaefendi bu Ramazan sohbetinde dua konusunu bir önceki dersin devamı olarak ele alıyor. Sohbetin ana sorusu şudur: Elimizde bu kadar büyük bir imkân varken, duayı niçin hakkıyla kullanamıyoruz?
Duanın özü: ihlâs ve samimiyet
Hocaefendi, duada en önemli şeyin ihlâs ve samimiyet olduğunu peşinen söylüyor. Gerekçesi şudur: Halimizi arz ettiğimiz dergâh, söylenenleri ve yazılanları değil, kalplerden geçenleri bile bilen bir dergâhtır. Kur'an'da, içimizde olanı gizlesek de açığa vursak da Allah'ın onu bileceği bildirilmiştir. Hocaefendi buradan bir edep dersi çıkarıyor: Niyetlerimize sahip çıkmalı, düşüncelerimizde bile mahcup olmayacağımız bir hâlle Rabbimizin huzuruna varmalıyız.
Kullanamadığımız silah
Sohbette, "dua müminin silahıdır" hadisi hatırlatılıyor. Hocaefendi bu silahın kadrini bilemediğimizden yakınıyor: Zulmü durdurabilecek, dertlere derman olabilecek bir imkân elimizde dururken hakkıyla dua etmiyoruz. Belki dara gelmediğimiz için, belki gafletten dolayı tembel davrandığımızı söylüyor. Dünyanın çeşitli yerlerinde sıkıntı çeken kardeşleri ve hastanelerde inleyen hastaları hatırlatarak, seher vakitlerinde onlar için kalkıp dua etmeyen bir müminin kardeşlik vazifesini tam yerine getirmediğini ifade ediyor.
"Samed" isminin gölgesinde
Sohbetin en dikkat çekici bölümlerinden biri, Cenâb-ı Hakk'ın Samed ismine dair. Hocaefendi, okuduğu bir eserden naklen, maddenin en küçük parçalarının bile inanılmaz bir hızla hareket ettiğini, bu düzenin her an ilâhî bir tutuşla ayakta durduğunu anlatıyor. Bu koruma bir an kalksa ne kâinatın ne de insanın ayakta kalabileceğini söylüyor. Buradan çıkardığı netice şudur: Farkında olalım olmayalım, bütün zerrelerimizle Allah'a muhtacız; dua işte bu muhtaçlığın dile gelmesidir.
Nasıl dua edilmeli
Hocaefendi, duanın gösterişten uzak olması gerektiğini vurguluyor. Kur'an'da rabbe yalvararak ve gizlice dua edilmesi, haddi aşanların sevilmediği bildirilmiştir. Duanın özünün aczini itiraf etmek, ihtiyacını bilmek ve haddini bilerek iltica etmek olduğunu ifade ediyor.
Duanın kabulü için helâl lokma
Sohbetin son bölümünde hocaefendi, duanın kabulüne dair en önemli şart olarak helâl rızkı zikrediyor. Nakledildiğine göre bir sahâbî, duası makbul bir kul olmak için Efendimizden dua istemiş; kendisine "Rızkın helâl olsun, duası makbul bir kişi olursun" buyurulmuştur. Hocaefendi bunu kıyamete kadar geçerli bir reçete olarak tarif ediyor ve kazancın temiz, kul hakkından uzak olması gerektiğini vurguluyor. Ayrıca evlatların istikamet üzere olması için çokça dua edilmesini tavsiye ediyor ve helâl rızık konusunu sonraki derslere bıraktığını söylüyor.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.