Tümü 🏠 Aile ve Toplum ⏳ Ahiret ve Kabir 💚 Ahlak ve Edep 🤲 İbadet ve Namaz 🕌 Hadis ve Sünnet 🗣️ Genel Sohbet 🌙 Peygamber Kıssaları 💬 Nasihat ve Öğütler 📖 Kur'an ve Tefsir 📿 Dua ve Zikir 🕋 Hac ve Umre ⚖️ Helal Haram ☪️ İman ve İtikat 🌛 Ramazan ve Oruç 🌾 Kader ve İmtihan 📚 Kıssalar ve İbretler 📜 İslam Tarihi ✨ Tasavvuf ve Maneviyat

Beyanatı (Şehit Olacağını Biliyordu)- Bayram Ali Öztürk Hoca

👁 99.452 izlenme 👍 2.884 📅 13 Nisan 2012 ⏱ 14:42
🎙️ Bayram Ali Öztürk 🌾 Kader ve İmtihan
Şehit Bayram Ali Öztürk Hocaefendi (Rahmetullahi Aleyh)
📝 Beyanatı (Şehit Olacağını Biliyordu)- Bayram Ali Öztürk Hoca — Yazılı Anlatım

Bayram Ali Öztürk Hocaefendi bu konuşmasında, alışılmış bir vaaz düzeninden çıkıp doğrudan gönlündekini söylüyor. Kendi ifadesiyle sözlerini "yüreğinin yarasıyla" söylediğini belirtiyor ve dinleyenlerden, bir hocanın hasretini ve ıstırabını dile getirdiğini anlamalarını istiyor. Konuşmanın ekseninde iki şey var: dava uğruna çekilen çilenin anlamı ve bu yolda birbirini yalnız bırakmamanın önemi.

Kusur aramak yerine yanında durmak

Hocaefendi, aynı yolda yürüyen insanların birbirinin kusurunu araştırmasından duyduğu üzüntüyü anlatıyor. Bir sözün söyleniş halini değil, söyleniş sebebini anlamak gerektiğini vurguluyor. Dert ortaklığının, bir topluluğu ayakta tutan asıl bağ olduğunu ifade ediyor.

Çilenin felsefesi ve tedbir-takdir dengesi

Konuşmanın en yoğun bölümü burası. Hocaefendi kendisine yönelen tehditlerden ve endişelerden söz ediyor; bunlara rağmen yolundan dönmediğini anlatıyor. Bir yandan tedbir almanın gereğine dikkat çekiyor: ehl-i sünnet anlayışında tedbirin takdire mani olmadığını, insanın canını korumakla mükellef olduğunu söylüyor. Öte yandan neticeyi takdire bıraktığını, başına gelecek olanın ilahi bilgide bir hikmeti bulunduğunu ifade ediyor. Bu bahiste, dava uğruna çekilen sıkıntıların anlamını izah eden klasik bir mektuptan söz ediyor ve rivayet edilen "İslam garip başladı, garip olarak dönecek; ne mutlu gariplere" müjdesini hatırlatıyor.

Peygamber sevgisi nasıl gösterilir

Hocaefendi, Peygamber Efendimiz'e duyulan muhabbetin yalnızca kutlama günlerine sıkışmasından rahatsızlığını dile getiriyor. Ona göre bir program yapıp dağılmak yeterli değildir; asıl mesele bu sevginin hayata ve duruşa yansımasıdır. Geçmişten, Efendimiz'e yönelik bir hakaret karşısında kararlı bir tavır konulduğunu anlatan bir hatırayı örnek veriyor. Bu bölümü bir suçlama değil, kendi üzerine de aldığı bir muhasebe olarak kuruyor.

Aşılanmış ağaç benzetmesi

Konuşmanın en güzel benzetmesi burada. Hocaefendi, kendi hâline bırakılan bir yabani ağacın meyvesinin acı kaldığını, ancak aşılandığında aynı ağacın tatlı meyve verdiğini söylüyor. Ardından soruyu insana getiriyor: bir ağaca gösterilen ilgi çocuklarımızdan, kardeşlerimizden esirgenirse ne olur? Ona göre eğitim ve ilgi, insanı meyveye durduran asıl aşıdır; ihmal edilen ise kendi acılığında kalır.

En büyük musibet: musibetten ders almamak

Hocaefendi konuşmasını bir uyarıyla bağlıyor. Yaşanan afetleri ve sıkıntıları hatırlatarak, insanın her adımda kendi acizliğini gördüğünü söylüyor. Buna rağmen ibret alınmıyorsa, asıl musibetin bu olduğunu ifade ediyor: musibetten ders çıkarmamak. Sözlerini, Rabbimizin lütfuyla korunma ve son nefeste hidayet üzere olma duasıyla tamamlıyor.

Bu yazı, konuşmanın ana başlıklarını özetlemektedir; tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.