Kur’an Kime Şifa, Kime Hüsran? Mevlânâ’dan Çarpıcı Misaller | Tahir Büyükkörükçü
Tahir Büyükkörükçü Hocaefendi bu sohbetinde çarpıcı bir soruyu ele alıyor: Aynı Kur'an aynı mecliste okunurken nasıl oluyor da birine şifa, bir diğerine hüsran oluyor? Hocaefendi cevabı önce ayet-i kerimeyle veriyor, sonra Mevlânâ'nın Mesnevî'sinden aldığı misallerle anlaşılır hâle getiriyor.
Şifa mı, Hüsran mı?
Sohbetin dayanağı, Kur'an'dan indirilenin müminler için şifa ve rahmet olduğunu, zalimlerin ise ancak hüsranını artırdığını bildiren ayet-i kerimedir. Hocaefendi burada meselenin Kur'an'da değil, ona muhatap olan kalpte olduğuna dikkat çekiyor: aynı vahiy, birine iman, nur ve müjde verirken bir başkasında inkârı derinleştirebiliyor.
Mevlânâ'nın Dört Misali
Hocaefendi bu inceliği anlatmak için Mesnevî'den dört misal naklediyor. Birincisi güneştir: yaş ağaca vurduğunda yaprak, çiçek ve meyve verdirir; kuru ağaca vurduğunda onu büsbütün kurutup odun hâline getirir. İkincisi nehrin iki yakasıdır: iklim, toprak, su ve güneş aynıyken bir yakada yetişen kamış içinde şeker biriktirir, öteki yakadaki kamıştan ancak kaval ve sepet malzemesi çıkar. Üçüncüsü aynı sahrada otlayan iki geyiktir: birinin yediği göbeğinde miske dönüşür, diğerininki gübre olur. Dördüncüsü aynı merada dolaşan iki arıdır: birinden bal alınır, diğerinden alınmaz. Hocaefendi bu misallerle şunu söylüyor: nasip, gelen nurun değil, onu alan kabın meselesidir.
Osman Gazi ve Kur'an'a Hürmet
Sohbetin orta bölümünde hocaefendi, Rûhu'l-Beyân tefsirinde nakledildiğini söylediği bir hatırayı anlatıyor. Anlatılana göre Osman Gazi bir gece misafir olduğu evde kendisine hazırlanan yatağa hiç uzanmaz. Sabah ev sahibi yatağın el değmemiş hâlini görüp sebebini sorunca, "Rafta Kur'an-ı Kerim var; Kur'an'ın bulunduğu odada biz ayağımızı uzatıp yatamayız" cevabını verir. Hocaefendi, tefsir sahibi İsmail Hakkı Bursevî hazretlerinin bu edebi, Osmanlı'ya nasip olan uzun hâkimiyetin bir sebebi olarak yorumladığını naklediyor. Bursevî hazretlerinin Bursa'daki türbesini ve tefsirini yazdığı çilehaneyi ziyaret ettiğini de anlatıyor.
Kur'an'a Sarılmak
Sohbetin son bölümünde hocaefendi, Kur'an'ın bir ucunun Allah katında, bir ucunun insanın önünde olduğunu bildiren ve ona sımsıkı sarılmayı emreden hadis-i şerifi hatırlatıyor. Müslümanların Kur'an'ın etrafında toplandıkları müddetçe sarsılmayacaklarını ifade ediyor.
"Bari Evladına Kıyma"
Hocaefendi dersini Mehmet Âkif'ten mülhem bir çağrıyla bağlıyor: kendisi okuyamamış olan bari evladını mahrum bırakmasın; yavrusuna Kur'an okutsun. Nesilden hafızların, alimlerin ve salih müminlerin yetişmesini niyaz ederek kelime-i şehadetle sohbetini tamamlıyor.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.