(66) Nasıl Bakarsanız Öyle Görürsünüz (22-10-1999) - Ahmet Vanlıoğlu Hocaefendi
Ahmet Vanlıoğlu Hocaefendi bu sohbetinde, insanın hakikate hangi gözle baktığının onu ne kadar görebileceğini belirlediği fikri etrafında ilerliyor. Bir önceki dersin devamı niteliğindeki bu sohbette, iman ile inkârın nerede ayrıştığı, insana verilen tercih hürriyeti ve bu tercihin doğurduğu sonuçlar ele alınıyor. Sohbetin sonunda ise günümüzde çokça karşılaşılan bir hastalığa değiniliyor: bilmediği konuda hüküm veren dillerin yaygınlaşması.
İman ve İnkâr Nerede Ayrılır
Hocaefendi meseleyi sade bir ölçüye bağlıyor: Allah'ın koyduğu nizamı kabul etmek imandır, kabul etmemek ise onun karşıtıdır. Bu ayrımın kişilere yönelik bir hakaret değil, bir hâlin tarifi olduğunu ifade ediyor. Ona göre bu çizgi küçük menfaatler için silikleştiğinde işler karışır; Müslümanların karşılaştığı pek çok sıkıntının kaynağı da bu netliğin kaybedilmesidir.
Verilen Tercih Hürriyeti
Sohbette, dileyenin iman edeceğini dileyenin inkâr edeceğini bildiren ayet hatırlatılıyor. Hocaefendi bunu şöyle açıklıyor: iman etmek isteyenin önünde engel yoktur, reddetmek isteyene de bu imkân verilmiştir. Peygamber Efendimize öğretilen "benim amelim bana, sizin ameliniz size" mealindeki cevap da, herkesi kendi tercihiyle baş başa bırakan bir duruşu anlatır.
Bakan Göz ile Görülen Şey
Hocaefendinin üzerinde durduğu bir başka nokta, aynı sözü duyan iki insanın neden farklı şey anladığı. Kur'an'da kalpleri mühürlenmiş olanlardan, dinliyor göründüğü halde işitmeyenlerden bahsedildiği hatırlatılıyor. Hocaefendiye göre burada eksik olan delil değil, niyettir; bir kimse anlamamaya karar vermişse söylenen söz ona ulaşmadan geri döner. Yani insan neye nasıl bakıyorsa onu öyle görür.
Ebedî Sonuç Kimin Tercihidir
Sohbetin en dikkat çekici muhakemesi burada yapılıyor. Hocaefendi, Allah'ın hiç kimseye zulmetmediğini bildiren ayetten hareketle, bütün insanlığın bir araya gelse birine verebileceği en ağır cezanın bile ölümden ibaret ve sınırlı olduğunu söylüyor. Sonu gelmeyen bir neticeyi ise kişiye ancak kendi tercihi getirir. Kimse kimseyi o tercihe zorlamamıştır; dolayısıyla sonuç, seçimin tabii karşılığıdır.
Bilmeden Konuşmanın Vebali
Sohbetin son bölümünde hocaefendi çok net bir uyarıda bulunuyor. Bugün herkesin din adına ölçüsüzce konuştuğunu, kaynağını okumadan "Allah şöyle diyor, Peygamber böyle dedi" denmesinin ağır bir sorumluluk olduğunu söylüyor. Buna karşılık anlaşılmayan bir husus varsa önce araştırmanın esas olduğunu ifade ediyor. Meseleyi bir ihtisas benzetmesiyle bağlıyor: diş hekiminin göz ameliyatı yapması nasıl bir netice veriyorsa, ilmî ehliyeti olmayanın din adına hüküm vermesi de benzer bir zarar doğurur.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.