(5) Beş Kıtada da İslam Gündem - Timurtaş Uçar Hocaefendi
Timurtaş Uçar Hocaefendi bu vaazında, İslam'ın dünyanın her yerinde konuşulan bir gündem hâline gelmesini değerlendiriyor. Vaazın ana fikri şaşırtıcı bir yerden başlıyor: hocaefendiye göre İslam'ın tartışılması değil, hiç konuşulmaması endişe verici olurdu.
Konuşulması iyidir
Hocaefendi, İslam üzerine her yerde konuşulduğunu, tartışıldığını ve merak edildiğini söylüyor. Bunun kendisini sevindirdiğini belirtiyor ve gerekçesini açıklıyor: bir mesele hiç konuşulmazsa unutulur. Konuşulduğunda ise insanlar araştırır, sorar, kaynağa iner ve doğrusunu bulur. Elimizde asırlardır bozulmadan gelen bir kitap bulunduğunu hatırlatarak, tartışmadan korkulmaması gerektiğini ifade ediyor.
Yanlış iddialar karşısında ne yapmalı
Vaazın önemli bir bölümü, zaman zaman ortaya çıkan asılsız iddialara ayrılıyor. Kendisine olağanüstü sıfatlar yakıştıran kişilerin çıkabildiğini, bunların toplumda merak uyandırdığını anlatan hocaefendi, müminin yapması gerekeni söylüyor: bilmediğini ehline sormak. Burada çok pratik bir hatırlatma yapıyor. Bir asır önce insanın "kime soracaktım, yol uzaktı" demeye hakkı olabilirdi; bugün cepteki telefonla dünyanın öbür ucundaki bir âlime dahi ulaşılabildiği için böyle bir mazeret kalmamıştır. Bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı bir devirde asılsız iddialara kapılmanın izahı olmadığını söylüyor.
Kur'an okunsun diye değil, anlaşılsın diye geldi
Hocaefendinin üzerinde durduğu ikinci mesele, toplumun din eğitiminden yeterince geçmemiş olması. Kur'an-ı Kerim'in yalnız okunmak için değil, anlaşılmak ve hayata tatbik edilmek için indirildiğini vurguluyor. Gündelik hayata, helal ve harama, hatta hayvanın nasıl kesileceğine dair hükümlerin bilinmemesini bu eksikliğe bağlıyor.
Anlamanın usulü vardır
Bununla birlikte hocaefendi, "anlayalım" derken usulsüzlüğe düşülmemesi gerektiğini de anlatıyor. Kur'an-ı Kerim'in apaçık bir Arap diliyle indirildiğini bildiren ifadeyi Şuarâ sûresinden hatırlatıyor. Arapça bilmeyen birinin hiçbir tefsire bakmadan doğrudan mana vermeye kalkışmasının doğru olmadığını; bunun için dil bilgisinin yanı sıra tefsir usulü, kıraat ve benzeri ilimlerin gerektiğini söylüyor. Arapça bilmeyen kişinin ise tefsir okuyarak anlayabileceğini ifade ediyor.
Bu noktayı bir latife ile anlatıyor: köyünde mektup okumaya alışmış bir hocanın, kendisine getirilen resmî bir belgeyi de ezberindeki mektup kalıbıyla okumaya başlaması. Hocaefendi, usul bilmeden metne mana vermenin buna benzediğini söylüyor.
Konu tamamlanmadı
Vaazın sonunda hocaefendi, elinde daha çok not ve ayet bulunduğunu, konunun oldukça kapsamlı olduğunu ve kısa sürede tamamlanamayacağını söylüyor. Bahsin gelecek hafta devam edeceğini haber vererek dersi bitiriyor.
Bu yazı, vaazın ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.