(44) Çağdaş Medeniyet Yalanı - Timurtaş Uçar Hocaefendi
Timurtaş Uçar Hocaefendi bu dersinde, bir toplumun gerçekten İslam'ı yaşayıp yaşamadığının nasıl anlaşılacağını tartışıyor. Cevabı sade: camilere bakılacak. Hocaefendi, bir önceki dersten devam ettiği mescit ve cami konusunu bu defa "Allah'ın evi" tabirinin ne anlama geldiğini açıklayarak sürdürüyor ve buradan bir toplum muhasebesine geçiyor.
"Allah'ın Evi" Ne Demektir
Hocaefendi önce bir itikat inceliğini düzeltiyor. Allah'ın mekândan ve zamandan münezzeh olduğunu; mekân ve zaman kavramlarının yaratılmışlara ait olduğunu, dolayısıyla Allah'a mekân tayin edilemeyeceğini anlatıyor. Öyleyse "Allah'ın evi" tabiri mecazidir. İslam âlimlerinin bunu şöyle açıkladığını naklediyor: orası Allah'a ibadet edilen, Allah'ın isminin en çok zikredildiği, Allah'a secde edilen, Allah'tan başka meselenin konuşulmadığı ve tamamen Allah'ın davasına tahsis edilmiş bir mekândır.
Bir Toplumun Aynası Camisidir
Buradan hareketle hocaefendi bir ölçü koyuyor. Bir memlekette İslam'ın yaşandığını anlamak için camiye bakılmalıdır. Cemaat omuz omuza bir araya gelebiliyorsa, o beldenin idarecileri, öğretmenleri, öğrencileri, gençleri, varlıklı kesimi camide yer alabiliyorsa orada İslamî bir canlılık var demektir. Çünkü bir toplumun neyi kıymetli saydığı, hangi mekânları doldurduğuna bakılarak anlaşılır.
Neyin Peşinden Gidildiğine Bakmak
Dersin eleştirel bölümünde hocaefendi, insanların vaktini ve servetini nereye harcadığına dikkat çekiyor. Bir tarafta boş kalan saflar, diğer tarafta eğlence mekânlarına akan kalabalıklar ve paralar... Hocaefendi bu tabloyu, "medeniyet" adına sunulanın aslında bir kazanç değil kayıp olduğunun delili sayıyor. Böylece bir toplumun kendisine dair sandığı ile fiilen yaşadığı arasındaki farkın büyüklüğünü göstermeye çalışıyor.
Emr-i Bi'l-Ma'ruf Sorumluluğu
Sohbetin en çok üzerinde durulan başlığı, iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırma sorumluluğu. Hocaefendi, İslamî hayatı savunmayan, bu sorumluluğu terk eden bir toplumun "en hayırlı ümmet" olma şerefini koruyamayacağını ifade ediyor. Bu sözünü Kur'an'ın ümmet-i Muhammed'e yaptığı hitaba dayandırıyor.
Bir Şehrin İbret Manzarası
Hocaefendi, kendi döneminde iç savaşla harabeye dönen Beyrut'u örnek gösteriyor. Nüfusunun yarıdan fazlası Müslüman olan bu şehirde kimsenin gidişata ses çıkarmadığını, sonunda şehrin kendi başına yıkıldığını anlatıyor ve dinleyicisini bu manzaradan ibret almaya çağırıyor. Ders, gelecek hafta işlenecek ayetlerin haber verilmesiyle ve dinleyiciler için yapılan dualarla tamamlanıyor. Hocaefendi kürsüde yalnızca Allah'ın kitabının, Peygamber Efendimizin hadislerinin ve âlimlerin sözlerinin konuşulabileceğini de ayrıca vurguluyor.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.