ŞEHADET İSLAM'DA YÜCE BİR MERTEBEDİR! | Abdurrahman Büyükkörükçü Hocaefendi
Abdurrahman Büyükkörükçü Hocaefendi bu sohbetinde şehadetin fazileti üzerinde duruyor. Mart ayında, Çanakkale Zaferi'nin yıldönümü yaklaşırken yaptığı bu konuşmada hem o günlerin fedakârlığını hatırlatıyor hem de şehitliğin İslam'daki yerini, Peygamber Efendimiz'den nakledilen hadis-i şerifler ışığında anlatıyor.
Neden bu konu, neden bu ay
Hocaefendi sohbete, Mart ayında Çanakkale'den ve şehitlerimizden söz etmeden geçmenin mümkün olmadığını söyleyerek başlıyor. Sözünün başında bir duayla, bu aziz millete öyle kederli günlerin bir daha gösterilmemesini niyaz ediyor. Gençlere hangi kaynaktan olursa olsun Çanakkale harbini mutlaka okumalarını tavsiye ediyor; bu vatanın hangi şartlarda emanet edildiğini bilmenin, o emanetin kıymetini kavramanın ilk şartı olduğunu ifade ediyor. Mehmet Âkif'in bu savaşı anlatan şiirlerine de değinerek, konunun edebî tarafına dikkat çekiyor.
Çanakkale'den tablolar
Sohbetin orta bölümünde hocaefendi okuduğu kitaplardan aklında kalanları aktarıyor: karşı tarafın gemi sayısı, zırhlılar, kruvazörler, denizaltılar; buna karşılık dar bir kara parçasına yığılan bu kuvvetin karşısında direnen insanlar. Şehit sayısına dair farklı rakamların dile getirildiğini, kesin tespitin mümkün olmadığını söylüyor. En çok üzerinde durduğu ayrıntı ise yaş meselesi: mezar taşlarında on yedi, on sekiz, on dokuz yaşındaki gençlerin isimlerini gördüğünü, hatta on iki yaşındaki çocukların askerlik şubelerine giderek başvurduklarını anlatıyor. Hocaefendi dinleyicilerden kendi evlâtlarını o yaşlarda düşünmelerini isteyerek meseleyi bugüne bağlıyor.
Şehadet: fâniyi bâkiye tercih etmek
Sohbetin son bölümü şehadetin manasına ayrılıyor. Hocaefendi dünyanın fâni, ahiretin bâki olduğunu hatırlatarak şehadeti "kendi iradesiyle bâkiyi fâniye tercih etmek" diye tarif ediyor. Nefsin arzusunun "biraz daha yaşayayım" demek olduğunu, şehadetin ise bu arzuyu ayağın altına almak anlamına geldiğini söylüyor. Bedir'den bu yana İslam tarihinin şehitlerle dolu olduğunu, bu vatanın toprağının da şehit hatırasıyla yoğrulduğunu ifade ediyor; bu münasebetle Âkif'in ve Ali Ulvi Kurucu'nun mısralarına atıfta bulunuyor.
Peygamber Efendimiz'in müjdeleri
Hocaefendi konuyu kendi görüşüyle değil, Resûl-i Ekrem'den rivayet edilen hadis-i şeriflerle temellendirdiğini belirtiyor ve şehitlere Cenâb-ı Hakk'ın lütuflarını bu rivayetler üzerinden anlatıyor. Sohbeti, kendisi ve dinleyiciler için yaptığı bir duayla bitiriyor: said olarak yaşamayı ve hüsn-i hâtimeyi niyaz ediyor.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.