RAMAZAN-I BİLSELERDİ! | Abdurrahman Büyükkörükçü Hocaefendi
Abdurrahman Büyükkörükçü Hocaefendi bu sohbetinde Ramazan-ı Şerif'i karşılıyor. Başlığa da taşınan mesele şu: Ramazan'ın kıymeti hakkıyla bilinseydi insanlar ne isterdi? Sohbet bu soruya bir hadis-i şerifle cevap veriyor; oraya gelmeden önce de şükür ve nimet bahsi işleniyor.
Nimetlerin çokluğu karşısında
Hocaefendi söze, son yıllarda maddi imkânların ne kadar arttığına dikkat çekerek başlıyor. Semt pazarlarında kamyonlarla taşınan nimetleri, yurt dışında gördüğü daha kısıtlı hâllerle karşılaştırıyor. Buradan çıkardığı netice şükür üzerine: Rabbimizin verdiği nimetlerle birlikte, onların şükrünü eda etme duygusunu da vermesi için dua ediyor.
Bir endişe: nimet mi, imtihan mı
Sohbetin en düşündürücü bölümü burası. Hocaefendi, nimetlerin çoğalmasının Allah dostlarını bazen endişelendirdiğini anlatıyor. Kur'an-ı Kerim'de, kendilerine yapılan hatırlatmaları unutan bir topluluğa her şeyin kapılarının açıldığı, onların bundan istifade edip şükretmediği ve neticesinde karşılığını gördüğü haber verilmektedir. Hocaefendi bu bahiste babasından defalarca duyduğu bir cümleyi naklediyor: imkânlar arttıkça, bunun bir lütuf mu yoksa uzaklaştırıcı bir imtihan mı olduğundan endişe ettiğini söylermiş. Buradan çıkan tavsiye şu: nimetin çokluğu değil, şükrünün eda edilip edilmediği asıl meseledir.
Selefin Ramazan takvimi
Hocaefendi, büyüklerin Ramazan'a bakışını anlatıyor. Nakledildiğine göre onlar yılın yarısını Ramazan'ı karşılamakla, ayı ibadetle geçirdikten sonraki aylarını da onu uğurlamakla değerlendirirlermiş. Bu tablo, ayın nasıl bir hazırlıkla beklendiğini göstermek için aktarılıyor.
Bilselerdi ne isterlerdi
Sohbetin başlığa kaynaklık eden bölümü. Hocaefendi, Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğunu naklediyor: insanlar Ramazan'ın faziletinin ne olduğunu, o ayda Rabbimizin kullarına ne ikramlarda bulunduğunu bilselerdi, senenin tamamının Ramazan olmasını isterlerdi. Hocaefendi bu rivayetin, Efendimizin ümmetine olan merhametinden doğduğunu söylüyor.
Bir kıvılcım bir ömre yeter
Sohbetin sonunda anlatılan hâtıra, konuyu somutlaştırıyor. Hocaefendi, kendisini ziyarete gelen bir kardeşinin, eskiden namaza pek devam etmediğini; ancak katıldığı bir cenaze merasiminin kendisini derinden etkilediğini ve o günden beri beş vakit namazını kıldığını anlattığını naklediyor. Buradan çıkardığı ders şu: bazen tek bir hâdise, ömür boyu sürecek bir güzelliğin başlangıcı olabilir.
Hocaefendi bu sebeple Ramazan için şöyle dua ediyor: bu ayda gönüllere öyle bir bereket verilsin ki, elde edilen güzellikler yalnız bir aya değil, bir yıla, hatta bir ömre yetsin.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.