Bu program, son devrin büyük âlimlerinden Ömer Nasuhi Bilmen Hazretlerinin kabri başında hazırlanmış bir "mekân" çekimi. Sunumda, hemen her Müslüman evinde bulunan Büyük İslam İlmihali'nin müellifi olan bu zatın hayatı, ilmî şahsiyeti ve hakkında anlatılan hatıralar aktarılıyor. Programın açılışında kendisine ait, Peygamber Efendimize şefaat niyazında bulunan mısralar okunuyor.
Erzurum'dan İstanbul'a bir ilim yolculuğu
Anlatıldığına göre Ömer Nasuhi Bilmen 1884 yılında Erzurum'un bir köyünde dünyaya gelmiş, küçük yaşta babasını kaybetmiş ve yetim büyümüştür. İlk tahsilini âlim olan amcasından ve onun yakın arkadaşı olan Erzurum müftüsünden almış; iki hocasının kısa aralıklarla vefatı üzerine 1908'de İstanbul'a gitmiştir. Fatih medresesine kaydolmuş, gerekli imtihanları vererek genç yaşta ders verme icazeti almış ve fıkıh hocalığına başlamıştır.
Muallimlik ve resmî vazifeler
Ömer Nasuhi Bilmen'in yalnızca büyük bir müellif değil, aynı zamanda uzun yıllar ders veren bir muallim olduğu vurgulanıyor. Medreselerde fıkıh ve usûl-i fıkıh, farklı okullarda kelâm, siyer, felsefe ve ahlâk okuttuğu; ayrıca imam-hatip okulu ve yüksek İslam enstitüsünde hocalık yaptığı naklediliyor. Resmî vazifelerinde İstanbul müftü muavinliği, ardından İstanbul müftülüğü ve son olarak Diyanet İşleri Başkanlığı görevlerinde bulunmuştur.
Şerefi Allah'tan bilmek
Programda aktarılan bir hatıraya göre, büyük fıkıh eserini neşrettikten sonra bir yabancı üniversite kendisine fahri paye vermek istemiş; o ise bu teklifi kabul etmemiş ve onların şerefine ihtiyacı olmadığını söylemiştir. Üstelik bunun duyulmasını da istememiştir. Bu hatırayı nakleden hocaefendi, bugün böyle bir teklifin nasıl karşılanacağını düşündürerek onun tevazuuna dikkat çekiyor.
Devrin âlimlerinin şehadeti
Sohbette, devrin tanınmış âlimlerinin onun ilmî derinliği hakkındaki sözlerine yer veriliyor. Nakledildiğine göre İstanbul'un büyük hocalarından biri, kendi ilminin onunkiyle kıyaslanamayacağını, fıkıh alanındaki asıl otoritenin Ömer Nasuhi Bilmen olduğunu ifade etmiştir. Yine bir başka hatırada, dairesine giren kimsenin karşısında gerçek bir müftü heybeti gördüğü anlatılıyor.
Bir gencin Kur'an okuması karşısında
Programın en dokunaklı hatırası şudur: Bir tefsir takımının Kur'an okuyabilen üniversite öğrencilerine hediye edileceği ilan edilir. Başvuran bir gence Kur'an okutulur; genç zorlanarak da olsa okuyunca Ömer Nasuhi Bilmen'in gözleri dolar, onu teşvik eder ve eseri kendisine hediye eder. Uzun ömründe hac izni dışında vazifesinden bir gün bile ayrılmadığı belirtilen bu zat 1971'de İstanbul'da vefat etmiş ve Edirnekapı'ya defnedilmiştir.
Bu yazı, programın ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.