Helal Rızık-2 (18-07-2013) - Abdurrahman Büyükkörükçü Hoca
Abdurrahman Büyükkörükçü Hocaefendi bu sohbetinde, bir önceki derste başladığı helal rızık konusunu tamamlıyor. Sorduğu temel soru şu: kazancın nereden geldiğine dikkat etmek neden bu kadar önemli? Cevabını hem akıl hem de nakil zemininde veriyor.
Hesap düşüncesi olmasaydı
Hocaefendi işe bir varsayımla başlıyor. Ahirette hesap olmasaydı, insan için "yiyebildiğin kadar ye, kazanabildiğin kadar kazan" demek belki tutarlı olurdu. Nitekim sonrasına inanmayan biri için helal rızık kaygısı taşımanın bir sebebi yoktur diyor. Fakat ona göre selim akıl bile bunu kabul etmez: adalet, insaf ve başkasının hakkına saygı, dinin emrettiği kadar aklın da gerektirdiği şeylerdir.
Takva nedir: dikenli tarla misali
Sohbetin en güzel bölümü bu. Anlatıldığına göre Hz. Ömer efendimiz, Ebû Ubeyde bin Cerrah radıyallahu anh'a takvanın ne olduğunu sormuş. Aldığı cevap bir soruyla gelmiş: hiç dikenli tarlada çıplak ayakla yürüdün mü? Yürüdüm. Nasıl yürürsün? Ayağıma diken batmasın diye temiz yerleri seçerim. İşte takva odur denilmiş. Hocaefendi bunu şöyle açıyor: haramlara basmadan, gayrimeşru çizgiye dokunmadan yürümek.
Haramla beslenen bedenin duası
Hocaefendi, kıyamet gününde ömrün nerede geçirildiğinden ve malın nereden kazanılıp nereye harcandığından hesap sorulacağını bildiren rivayeti hatırlatıyor. Ardından çok bilinen bir hadise geliyor: yolculuktan yorgun düşmüş, saçı başı dağınık bir adam ellerini semaya kaldırıp dua eder; ama yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdır. Rivayete göre böyle bir duanın kabulü sorulur. Hocaefendi buna, temiz olanı yemeyi ve salih amel işlemeyi emreden ayetleri de ekliyor ve Cenab-ı Hakk'ın ancak temiz olanı kabul ettiğini vurguluyor. Hâbil ile Kâbil'in kurbanı bu bağlamda misal veriliyor.
Bereketin kapısı: infak ve zekât
Sohbetin son bölümünde Sahih-i Müslim'de yer aldığını belirttiği bir rivayet anlatılıyor. Anlatıldığına göre bir zat, bir bulutun belirli bir kişinin tarlasına yağmasının söylendiğini işitir ve o tarlanın sahibini bulur. Adam sırrını şöyle açıklar: mahsulünü üçe ayırır; bir bölümünü tohumluk bırakır, bir bölümünü ailesiyle yer, kalanını tasadduk eder. Bu düzeni yıllardır sürdürdüğünü ve hiç darlık görmediğini söyler. Hocaefendi buradan infak etmeye ve özellikle zekâtı eksiksiz vermeye çağırıyor; malın helal olmasının tamamlayıcısı olarak zekâtı gösteriyor ve gelecek dersini zekât konusuna ayıracağını duyuruyor.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.