(37) İnanma Yeteneği Doğustandır (11-09-1998) - Ahmet Vanlıoğlu Hocaefendi
Ahmet Vanlıoğlu Hocaefendi bu sohbetinde, insanın yaratılışında var olan inanma kabiliyetini konu ediyor. Hocaefendi'nin temel tespiti şudur: İnsan inanmadan duramaz; asıl mesele inanıp inanmamak değil, neye ve nasıl inandığıdır.
İnanmama da Bir İnançtır
Hocaefendi, doğuştan gelen inanma yeteneğinin istisnasız her insanda bulunduğunu söylüyor. Bu sebeple "imansız insan" diye nitelenenlerin de aslında bir inanca sahip olduklarını, ancak bizim kabul ettiğimiz şekilde inanmadıkları için böyle adlandırıldıklarını ifade ediyor. Hiçbir şeye inanmadığını söyleyen kimsenin de inanmamayı bir inanç hâline getirdiğini, kendisini o yönde şartlandırdığını belirtiyor.
Peygamberler Niçin Gönderildi
Sohbette, insandaki bu kabiliyetin zamanla sapabildiği, yanlış istikametlere yönelebildiği anlatılıyor. Peygamberler işte bu yüzden gelmiştir: İnancın doğru şeklini öğretmek, eksik ve hatalı olanı düzeltmek için. Hocaefendi, Hz. Âdem'in hem ilk insan hem ilk peygamber olduğunu, ondan Peygamber Efendimize kadar pek çok elçi gönderildiğini hatırlatıyor. Rivayetlerde geçen peygamber sayılarının kesin bir rakam değil, çokluğu anlatan bir ifade olduğunu; asıl mananın "yeryüzünde uyarıcı gönderilmemiş bir topluluk kalmadığı" olduğunu söylüyor.
Yaratıcıyı Kabul Edip Başkasına Yönelmek
Hocaefendi, Mekkeli müşriklerin durumunu örnek veriyor. Onlara gökleri ve yeri kimin yarattığı sorulduğunda "Allah yarattı" diyeceklerini bildiren ayete dikkat çekiyor. Buradan çıkan soru şudur: Yaratıcının O olduğunu kabul eden insan, niçin yaratıcıyı bırakıp O'nun yarattıklarına yönelir? Hocaefendi bu çelişkiyi, inanma kabiliyetinin yanlış yere harcanmasının en açık örneği olarak gösteriyor.
İnancın Ortak Bir Ölçüsü Olmalı
Sohbetin orta bölümünde hocaefendi, herkesin kendi kafasına göre inanması hâlinde tek bir mesele üzerinde bile cemaat sayısınca farklı görüş çıkacağını söylüyor. Namaz gibi ortak bir konuda dahi bunun böyle olacağını örnekleyerek, inancın Peygamber Efendimizin ve ashabının çizgisine, yani ehl-i sünnet ölçüsüne uygun olması gerektiğini vurguluyor. Bu tabiri başka grupları kınamak için değil, İslam'ın kendisini tarif etmek için kullandığını özellikle belirtiyor. Ayrıca ümmetlerin gruplara ayrılacağını, bunlar içinde kurtuluşa erenlerin peygamberin yolu üzere olanlar olacağını bildiren hadisi hatırlatıyor.
Hayır İşlerinde Dayanışma Çağrısı
Sohbetin sonunda hocaefendi, imkânları kısıtlı ilçelerdeki cami ve Kur'an kursu ihtiyaçları için cemaate yardım çağrısında bulunuyor. Uzak bir beldedeki hizmetin "beni ne ilgilendirir" denilerek geçiştirilemeyeceğini ifade ediyor.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.