(34) İmanın Kabulünün Şartları-2 (23-10-1998) - Ahmet Vanlıoğlu Hocaefendi
Bir insanın imanı hangi şartlar yerine geldiğinde makbul sayılır? Ahmet Vanlıoğlu Hocaefendi 23 Ekim 1998 tarihli bu dersinde, birkaç haftadır sürdürdüğü "imanın kabulünün şartları" konusuna devam ediyor ve meseleyi neden ısrarla tekrar ettiğini de açıklıyor.
Neden Bu Kadar Israr Ediliyor?
Hocaefendi, konunun ehemmiyetini şu ölçüyle açıklıyor: bir insan ameldeki, ibadetteki eksikleriyle ahirete giderse bunların affedilmesi umulur; Cenab-ı Hak dilerse affeder, dilerse azap eder. Fakat itikattaki bir eksiklikle gidilirse bunun ahirette tamiri mümkün değildir. Bu sebeple imanın dünyada iken düzeltilmesi gerektiğini, "bilmiyordum" demenin özür sayılmayacağını ifade ediyor ve cemaatine bu meselenin her zaman konuşulması gerektiğini söylüyor.
Temelin Sağlamlığı
Sohbette iman, üzerine her şeyin bina edildiği temel olarak anlatılıyor. Temel yerinde değilse yapılan diğer amellerin heba olacağı vurgulanıyor. Hocaefendi burada cemaate doğrudan sesleniyor; derse gelirken zihnin dışarıdaki işlerde kalmamasını, o bir saatlik vaktin sadece dinlemeye ayrılmasını istiyor.
İman Bölünmeden Kabul Edilir
Dersin ikinci şartı, imanın bir bütün olarak benimsenmesidir. Hocaefendi, "şurasını alırım, burasını almam" şeklindeki bir yaklaşımın kabul edilemeyeceğini söylüyor. Din bir nizamdır; parçalanarak, seçmeci bir tutumla kabul edilemez.
Üçüncü Şart: Kimin Gibi İnanıyoruz?
Dersin gelinen noktasındaki üçüncü şart, inancın Ehl-i Sünnet çizgisine uygun olmasıdır. Hocaefendi bunu bir grup taassubu olarak sunmuyor; ölçüyü şöyle koyuyor: Ehl-i Sünnet, her meselesini Kur'an'a ve sünnete bağladığı için bu adı almıştır; hiçbir âlimi kendi kafasından hüküm üretmez, her şey bu iki kaynaktan süzülür. Dolayısıyla asıl soru şudur: Peygamber Efendimiz nasıl inanıyorsa ben de öyle mi inanıyorum? Hocaefendi bu ümmet içindeki ilk müminin bizzat Peygamber Efendimiz olduğunu, kendisine indirileni önce onun kabul ettiğini hatırlatıyor; ilk iman eden sahabilerin kim olduğuna dair rivayet farklılıklarının ise esasa dair bir mesele teşkil etmediğini söylüyor.
Kürsüden Cemaate Bir Çağrı
Dersin son bölümünde Hocaefendi, yapımı yarım kalmış bir cami için cemaatten yardım istiyor. Peygamber Efendimiz'in kendi mescidinin inşasında bizzat çalıştığını hatırlatarak, kimseden bedenen çalışmasının istenmediğini, sadece imkânından bir pay ayırmasının beklendiğini söylüyor. Verilenin sahibine kaldığını, verilemeyenin ise geride bölüşüleceğini ifade ediyor.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.