Tefekkür Nedir? İbadetin Omurgası | Abdurrahman Büyükkörükçü Sohbeti
Bu sohbette, uzun süredir anlatılmak istenen ama sırası gelmeyen bir konu ele alınıyor: tefekkür. Sohbet, Mevlânâ haftasının ardından yapıldığı için söze onu anmakla başlıyor ve oradan asıl konuya geçiyor. Ortaya konan iddia şu: tefekkür, ibadeti ayakta tutan omurgadır.
Anmak mı, anlamak mı
Hocaefendi girişte, büyüklerin anılmasının güzel olduğunu ama asıl olanın anlaşılmaları olduğunu söylüyor. Anmaktan maksat anlamaksa, zaten bütün varlığımızla onları andığımızı ifade ediyor.
İnsanı insan eden şey
Sohbetin merkezindeki tarif burada veriliyor. İnsanın et, kemik, yediği içtiği ve giydiğinden ibaret bir varlık olmadığı; onu insan yapan asıl unsurun tefekkür olduğu anlatılıyor. Hocaefendi bu noktada Mevlânâ'nın da aynı hususa işaret ettiğini, insanı diğer canlılardan ayıran farkın düşünmek olduğunu söylediğini naklediyor.
İmandan tefekküre uzanan zincir
Sohbetin en toparlayıcı bölümü, bir silsile hâlinde kuruluyor. İman bir nimettir; bu nimetin şükrü kulluk, kulluğun ifadesi ise ibadet ve taattır. Namaz, oruç, zekât ve hac bu şükrün yerine getirilme biçimleridir. Madalyonun öteki yüzü ise haramlardan sakınmaktır. Hocaefendi burada bir şairin sözünü hatırlatıyor: seven, sevdiğine itaat eder; öyleyse Allah'a kulluk iddiasında sadık olan kişi O'nun sınırlarına da riayet eder. Zincirin devamı şöyle sürüyor: ibadetin meyvesi ihlas, ihlasın meyvesi de tefekkürdür.
Tefekkür nedir
Hocaefendi tefekkürü, Allah'ın nimetlerini düşünmek, her zerrede O'nu görmek ve her nefeste O'nunla beraber olmaya çalışmak diye tarif ediyor. Bu hâli tasavvuf diliyle "kesrette vahdeti bulmak" diye anlatıyor.
Bu bahiste Hz. Ali Efendimize nispet edilen bir söz de naklediliyor. Sözün maddi bir görmeye değil, yaratılıştaki nizamda Yaratan'ı okumaya işaret ettiği açıklanıyor: arının bal yapışına, kelebeğin kanadına bakan kişi orada Rabbini tanır.
İbadetin omurgası
Sohbetin başlığa da yansıyan asıl fikri burada. Hocaefendi, tefekkürsüz kılınan namazın alışkanlık hâline gelme tehlikesine dikkat çekiyor ve Mevlânâ'nın bu tür bir ibadeti tarif eden benzetmesini hatırlatıyor. Farz borcunun düşüp düşmeyeceği hakkında hüküm vermekten kaçınıyor; ancak ibadetten beklenen asıl gayenin bu hâlde gerçekleşmediğini söylüyor. Omurga benzetmesini de burada kuruyor: omurga ne kadar sağlamsa insan o kadar güçlüdür; tefekkür istenen seviyedeyse ibadetten alınan neşe de o ölçüde artar.
Masivadan uzaklaşmak
Sohbetin son bölümünde tefekkürün bir başka yönü işleniyor: Allah'ı hatırlamak, O'ndan kopmamak ve dünyaya dalmamak. Tasavvuftaki "masiva" kavramı hatırlatılıyor ve tefekkürün, kulu bu meşguliyetlerin ötesine taşıyan şey olduğu söylenerek sohbet tamamlanıyor.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.