KALBİN ZİKRİ VE TEFEKKÜR! ALLAH'I ZİKRETMENİN FAZİLETİ! | Abdurrahman Büyükkörükçü
Abdurrahman Büyükkörükçü Hocaefendi bu sohbetinde zikir konusunu ele alıyor. Kur'an'da müminlere "Allah'ı çokça zikredin" diye emredildiğini hatırlatarak başlıyor ve bu emrin hayatın hangi anlarını kapsadığını, zikrin nasıl bir kalp hâline dönüştüğünü adım adım anlatıyor.
Her Hâlde Zikir
Hocaefendi, dil ile yapılan zikrin belirli edep sınırları dışında her yerde ve her zaman sürdürülebileceğini söylüyor. Kalp ile yapılan zikir ise hiçbir hâlde kesilmez. Kur'an'da akıl sahiplerinden söz edilirken onların ayakta, otururken ve yanları üzere yatarken Allah'ı zikrettiklerinin bildirildiğini hatırlatıyor. Yolda yürürken, otobüste, iş görürken zikre devam edilebileceğini; uyumak üzere yatan bir müminin son sözünün de Efendimiz'in tavsiye ettiği yatış duası olabileceğini söylüyor. Böylece uyku bile bir ibadete dönüşür.
Kıyamı Uzatmak
Sohbette namaz ile zikir arasındaki bağa da değiniliyor. Hocaefendi, kıyamın Hanefî mezhebinde namazın en kıymetli bölümü sayıldığını, çünkü kulun orada başka hiçbir otorite tanımadan Rabbinin huzurunda durduğunu söylüyor. Bu sebeple namazlarda mümkün olduğunca uzun yerlerin okunmasını tavsiye ediyor: Âyetü'l-Kürsî, Âmenerrasûlü, ezberdeki uzun sûreler. Ona göre namazda geçen süreyi uzatmak, Allah ile beraberliği uzatmak demektir. Rükûdan doğrulur doğrulmaz secdeye giden aceleci bir namaz kılışından ise sitemle söz ediyor.
Riya Korkusuyla Zikri Bırakmak
Sohbette nakledilen bir rivayete göre Efendimiz, insanlar "bu kişi aklını yitirmiş" diyecek kadar çok zikretmeyi tavsiye etmiştir. Hocaefendi buradan hassas bir konuya geçiyor: bir ibadeti başkası beğensin diye yapmak nasıl yanlışsa, insanlardan çekinerek yapılması gereken bir ibadeti terk etmek de riyadır. Ölçü, işin Allah için yapılıp yapılmadığıdır.
Belirli Bir Ders ve Sonrası
Sohbetin sonunda hocaefendi pratik bir tavsiye veriyor: herkesin günlük belirli bir zikri, belirli bir istiğfarı olsun. Yeni başlayanlara verilen sayıların yarım saat kadar sürdüğünü, zamanla artırılabileceğini söylüyor. Ardından asıl hedefi anlatıyor: kalp belli bir seviyeye ulaştığında murakabe başlar, tefekkür deryasına açılır. Bu deryayı, Yunus Emre'den Mevlânâ'ya, Hacı Bayram-ı Velî'den Abdülkādir Geylânî'ye kadar Allah dostlarının dolaştığı bir alan olarak tarif ediyor ve o gönül bereketinden bize de nasip olmasını niyaz ediyor. Zikri çoğaltan bir insanın hayatındaki tadın da değişeceğini söyleyerek sohbeti tamamlıyor.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.