Dua ve Meleklerin Müminler İçin İstiğfarı | Abdurrahman Büyükkörükçü
Abdurrahman Büyükkörükçü Hocaefendi bu sohbetinde dua konusuna devam ediyor. Sohbetin merkezinde şaşırtıcı bir hakikat var: Müminler için dua eden yalnız kendileri değil; arşı taşıyan melekler de onlar adına istiğfarda bulunuyor.
Her Hâl İçin Bir Dua
Hocaefendi, konuyu hazırlarken Taberânî'nin dua kitabını okuduğunu ve hayretler içinde kaldığını söylüyor. Peygamber Efendimizin sabahtan akşama, akşamdan sabaha hayatın her ânı için ümmetine dua öğrettiğini aktarıyor. Bunu, duanın ne kadar önemli olduğunun ve Efendimizin ümmetini hiç unutmadığının delili sayıyor. Bu duaları zamanla azar azar cemaatiyle paylaşacağını söylüyor.
Hangi Dua Daha Makbuldür?
Hocaefendi burada bir sıralama yapıyor. İhtiyaç anında insanın kendi diliyle yalvarması elbette duadır; fakat Kur'an'da geçen dualarla dua etmenin ayrı bir kıymeti vardır, çünkü bunların çoğu peygamberlerin ve salih kulların dualarıdır. Peygamber Efendimizin mübarek dilinden nakledilen dualar da kabule yakın görülmüştür. Hocaefendi ayrıca şu ölçüyü hatırlatıyor: Kimin için dua kapısı açılmışsa, onun için kabul kapısı da açılmış demektir.
Arşı Taşıyan Melekler ve İstiğfar
Sohbetin ana konusu Mü'min sûresinden, diğer adıyla Gâfir sûresinden alınmış. Hocaefendi âyet-i kerimeleri açıklıyor: Arşı yüklenen ve çevresinde bulunan melekler bir yandan bu büyük vazifeyi yerine getirir, Rablerini tesbih ederler; diğer yandan iman edenler için bağışlanma dilerler. Hocaefendi bu tabloyu müminliğin şerefine işaret olarak okuyor: Biz hata ederiz, günah işleriz; buna rağmen Allah, iman ettiğimiz için meleklerine bizim adımıza istiğfar etmeyi emretmiştir.
Duanın Edebi: Önce Övgü
Hocaefendinin dikkat çektiği bir incelik daha var. Meleklerin duası doğrudan istekle başlamaz; önce "Rabbimiz, sen rahmetin ve ilminle her şeyi kuşattın" diye Allah'a hamd ve senâ ile bir mukaddime yapılır, istek ondan sonra gelir. Hocaefendi bunu dua ederken bize de örnek olacak bir edep olarak gösteriyor.
Asıl Beraberlik Nerede?
Son bölümde hocaefendi ahirete geçiyor. Dünya nimetlerinin daima bir külfetle birlikte geldiğini, fazlasının sıkıntı doğurduğunu söylüyor. Cennet nimetleri için âyette kullanılan ifadeyi ise "doyulmayan, usanılmayan, sonu gelmeyen" diye açıklıyor; her defasında yeni bir lezzet vardır. Hocaefendi burada babasından kalan bir hatırayı da naklediyor: Bir büyüğünden şefaat isteyen babasına, o zatın "cennete giderken bir mendil sallarız" diye tebessümle cevap verdiğini anlatıyor. Sözünü, asıl beraberliğin dünyada değil ahirette olacağı temennisiyle bağlıyor.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.