(165) İstanbul Eskiden İslambol'du - Timurtaş Uçar Hocaefendi
Timurtaş Uçar Hocaefendi bu sohbetini İstanbul'un fethinin yıl dönümü haftasında yapıyor ve şehrin bir zamanlar taşıdığı "İslambol" adından yola çıkarak bir muhasebe yapıyor. Fethin manasını hatırlattıktan sonra, bir toplumun ahlaki çöküşünün nasıl başladığını ve kötü bir çığır açmanın kıyamete kadar süren vebalini anlatıyor.
Fetih ve "İslambol" adı
Hocaefendi, İstanbul'un fethinin üzerinden geçen asırları hatırlatarak sohbete başlıyor ve şehrin uzun yıllar boyunca İslambol kelimesiyle anıldığını aktarıyor. Bu ismin manasını "İslam'ı bol, Müslümanı bol, yaşanan hayatın İslam olduğu şehir" diye açıklıyor. Fatih Sultan Mehmed'i, fethe katılan şehitleri ve iman ile göçmüş bütün müminleri rahmetle anıyor, dinleyenlerle birlikte onların ruhuna dua ediyor.
Şehrin bugünkü hâline dair kaygı
Sohbetin en yoğun bölümünde hocaefendi, şehrin manevi hâlinden duyduğu derin rahatsızlığı dile getiriyor. Kumarın, içkinin ve türlü haramın yaygınlaşmasını gündeme getirerek, İstanbul'un yeniden mana yönüyle fethedilmesi gereken şehirlerin başında geldiğini söylüyor ve bu işi yapacak bir neslin yetişmesi için dua ediyor.
Kötü çığır açmanın vebali: Kabil kıssası
Sohbetin en çarpıcı başlığı bu. Hocaefendi, yeryüzünde ilk haksız cinayeti Hz. Âdem'in oğlu Kabil'in işlediğini hatırlatıyor. Ardından bir hadis-i şerife dayanarak, kıyamete kadar işlenecek her haksız öldürmenin günahından bir mislinin, bu yolu ilk açan kişinin defterine yazılmaya devam ettiğinin haber verildiğini aktarıyor. Buradan genel bir ilke çıkarıyor: kötü bir çığır açan, o çığırdan yürüyen herkesin günahından pay almaya devam eder. Bu ilkeyi toplumsal hayatta haramın önünü açan düzenlemeler için de örneklendiriyor; isimlerin değil, hangi işe hizmet edildiğinin önemli olduğunu söylüyor.
İçkiye dair rivayet ve tutarlılık çağrısı
Son bölümde hocaefendi, içkiyle ilgili rivayet edilen bir hadise dayanarak zincirin bütün halkalarının, üreticiden taşıyıcıya ve satıcıya kadar, bu işten vazgeçmedikçe uyarı kapsamında olduğunu naklediyor. Buradan asıl demek istediği noktaya geliyor: ibadetle haramın bir arada, birbirine hiç dokunmadan sürdürülmesi mümkün değildir. Namaz kılan insanın haramdan sakınması gerektiğini, Kur'an'ın namazı kötülükten alıkoyan bir ibadet olarak tarif ettiğini hatırlatıyor. Otuz yıldır tefsirle meşgul olduğunu, buna rağmen "hem şunu yaparım hem de ibadetimi sürdürürüm" anlayışını temellendiren bir izaha rastlamadığını söylüyor.
Sohbet, bu vicdan muhasebesinin bir davaya ve gayrete dönüşmesi dileğiyle ve bir dua ile tamamlanıyor.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.