Vaaz-2 (20-05-2011)- Abdurrahman Büyükkörükçü Hoca
Abdurrahman Büyükkörükçü Hocaefendi bu vaazında Peygamber Efendimizin ahlâkını ele alıyor. Vaazın çıkış noktası şu ölçüdür: Efendimizden bahsedildikçe söz kıymetlenir, müminler ona benzedikçe Allah'ın rızasına yaklaşır. Sohbetin gayesi de bu benzemenin nasıl olacağını göstermektir.
"Onun ahlâkı Kur'an'dı"
Hocaefendi, tâbiîn döneminde Hz. Âişe validemize Efendimizin ev içindeki hâlinin, insanlara muamelesinin nasıl olduğunun sorulduğunu naklediyor. Validemiz onlara Kur'an okuyup okumadıklarını sorar ve "Onun ahlâkı Kur'an'dı" diye cevap verir. Hocaefendi bu cevabın önemini şöyle açıyor: Kur'an ahlâkıyla ahlâklanmak, Efendimize tâbi olmak demektir; Efendimize tâbi olan da insanların en güzel ahlâklısı, en iyi muamele edeni olur.
Zorlanmadan güzel olan ahlâk
Vaazın en dikkat çekici tespiti burada. Hocaefendi, büyüklerimizin şu ayrımına dikkat çekiyor: Bizler daha iyi insan olmak için kendimizi zorlar, bazı şeylerden çekinir, nefsimizle mücadele ederiz. Efendimizde ise böyle bir zorlanma yoktur; onun tabii hâli, yaratılış üzere davranışı zaten güzel ahlâkın ta kendisidir. Bu sebeple müminin yapması gereken, sahâbenin yaptığı gibi bütün hâl ve hareketlerinde ona bakmaktır.
Vermenin kazandırdığı
Vaazın devamında hocaefendi bu ahlâkın en somut göründüğü alana, infaka geçiyor. Zor bir zamanda ordunun teçhizi için yapılan çağrıda Hz. Ömer'in malının yarısını, Hz. Ebû Bekir'in ise tamamını getirdiği; "Evde ne bıraktın?" sorusuna Hz. Ebû Bekir'in "Allah'ı ve Resûlü'nü bıraktım" diye cevap verdiği naklediliyor. Hz. Ömer'in bu karşılaşma için "Yine geçemedim" dediği aktarılıyor. Yine Hz. Osman radıyallahu anhın ordunun ihtiyacının önemli bir kısmını karşılaması üzerine Efendimizin onun için hususi duada bulunduğu anlatılıyor. Hocaefendinin buradan çıkardığı ders şudur: O büyük duaya canını vererek değil, malını Allah yolunda vererek nâil olmuştur.
Vakıf malına dair uyarı
Vaazın son bölümünde hocaefendi, hayır kurumlarına ve vakıf mallarına gösterilmesi gereken hassasiyeti anlatıyor. Vakıf malına el uzatılmaması gerektiğini defalarca tekrarlıyor; bunu bir dünya ve âhiret meselesi olarak görüyor. Konuyu anlatırken, küçük bir vakıf toprağının koca bir sarayı bile ayakta bırakmayacağını anlatan bir latifeyi naklediyor.
Veren el olmak
Hocaefendi vaazını, herkesin hâline ve gücüne göre veren el olması temennisiyle tamamlıyor. Ümmete hayır bırakan, ardından amel defteri kapanmayan kullardan olmayı niyaz ediyor; ecdadın dönemindeki bereketin, izzetin ve şerefin yeniden nasip olmasını diliyor.
Bu yazı, vaazın ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.