Bu vaaz, dinleyenden gözlerini kapatıp hayalen bin dört yüz yıl öncesinin Mekke'sine gitmesini isteyerek başlıyor. Vaazın konusu, vahyin gelişinden önceki dünyanın hâli ve Peygamber Efendimizin o karanlığa nasıl bir aydınlık getirdiği. Bu tabloyu kurduktan sonra vaaz, aklın ve vahyin ilişkisi gibi daha derin bir konuya geçiyor.
İrşatsız Kalan Bir Dünya
Vaazda, vahyin kesintiye uğradığı uzun dönemin insanları büyük bir mahrumiyete sürüklediği anlatılıyor. Mehmet Akif'in bu dönemi tasvir eden mısralarına atıfla, ahlakın ve faziletin lügatten dahi silindiği, güçsüzün güçlü tarafından ezildiği bir ortam tarif ediliyor. Vaazda buradan bir sonuç çıkarılıyor: toplumların irşada, ikaza ve nasihate her zaman ihtiyacı vardır; sahipsiz kalan topluluk şaşırır.
Sahipsiz Kalmayan Bir Şehir
Vaazın bir bölümü Konya'nın manevi tarihine ayrılmış. İki yüz yıl kadar önce yazılmış bir el yazması esere dayanılarak şehirde ve çevresinde metfun bulunan peygamber ve velilerin sayısından söz ediliyor. Dokuz yüz yılı aşan camilerin bugün hâlâ ayakta olduğu hatırlatılarak, bu süre boyunca kürsülerin, minberlerin ve mihrapların boş kalmadığı ifade ediliyor. Vaaza göre bir şehri ayakta tutan asıl şey de budur.
Vahyin İlk Emri
Vaazda Cebrail aleyhisselam'ın Hira'daki gelişi ve ilk emrin "oku" oluşu anlatılıyor. Peygamber Efendimizin "ben okuyucu değilim" cevabı naklediliyor ve buradan şu vurgu yapılıyor: O'nun ilmi, bir insandan öğrenilmiş bir ilim değildir. Vaazda bu düşünce, Hz. Âdem'in hocasının kim olduğu sorusuyla pekiştiriliyor; cevap olarak da ilk insanın doğrudan Rabbi tarafından öğretildiği söyleniyor. Meleklerin, yeryüzünde bir halife yaratılacağı bildirildiğinde sordukları soru da bu bölümde hatırlatılıyor.
Akıl, Işığını Nereden Alır?
Vaazın en dikkat çekici tespiti burada. Bir mütefekkire nispet edilen söz naklediliyor: akıl, vahiyle aydınlanmadıkça insanı doğruya götürmez. Vaazda bunun tarihten örneklerle desteklendiği belirtiliyor; insanlığa en büyük zararı verenlerin çoğu zaman zekâsı keskin kimseler arasından çıktığı ifade ediliyor. Buradan çıkan ders şudur: akıl tek başına ölçü değildir, ışığa ihtiyacı vardır.
Ümit ve Bir Hayır Çağrısı
Vaazın sonunda umut vurgusu öne çıkıyor. Kırk sekiz yıldır kürsüde hiçbir zaman ümitsizliğe kaçmadığını söyleyen vaiz, gençlerin gayreti ile yaşlıların tecrübesi birleştiğinde neticenin hayırlı olacağını ifade ediyor. Ardından caminin tamiri için cemaate bir hayır çağrısı yapıyor; önce kendisinin katkıda bulunduğunu belirterek, verilenin eksilmeyeceğini, kat kat karşılık bulacağını hatırlatıyor. Vaaz kelime-i şehadet ve dualarla tamamlanıyor.
Bu yazı, vaazın ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.