Sabır ve Hoşgörü: Hz. Muhammed'in Sünnetinden Dersler | Abdurrahman Büyükkörükçü Hocaefendi
Abdurrahman Büyükkörükçü Hocaefendi bu sohbetinde, Peygamber Efendimiz'in sabrını anlatarak "büyük insan olmak" ölçüsünü ortaya koyuyor. Çıkış noktası, on yıl Efendimiz'e hizmet etmiş bir sahabinin şahitliği; vardığı yer ise şudur: Anlatmak değil, yaşamak marifettir.
On Yılda Bir Kere Bile
Hocaefendi, sahabilerden Enes bin Malik'in hatırasını naklediyor. Enes radıyallahu anh, henüz çocuk yaşta Efendimiz'e hizmet etmeye başlar ve on yıl yanında bulunur. Bu on yıl içinde Efendimiz kendisine bir defa dahi sitem manasına gelecek bir söz söylememiş; ne yaptığı bir hatadan ne de ihmal ettiği bir işten dolayı hesap sormamıştır. Hocaefendi burada duruyor ve soruyor: Nasıl bir sabır, nasıl bir merhamettir bu? Cevabını da kendisi veriyor: Büyük olmanın şartı işte budur.
Ölçüyü Kendi Hayatımıza Taşımak
Hocaefendi bu misalin dinlenip geçilecek bir güzellik olmadığını söylüyor. Evde eşimize kızdığımız, çocuğumuza öfkelendiğimiz, iş yerinde ya da okulda sesimizi yükselttiğimiz anlarda Efendimiz'in bu hâlini hatırlayıp sabredebiliyorsak asıl mesafeyi o zaman almış oluruz. Bereket de güzellik de oradadır; yalnız okumakla, anlatmakla iş bitmez.
Müjde Gevşemenin Değil, Gayretin Sebebidir
Hocaefendi'nin ısrarla durduğu bir başka mesele: Manevi mertebeler arttıkça ibadetin azalmaması gerektiği. Efendimiz hakkında verilen müjdeye rağmen kulluğunda zerre kadar gevşeme görülmez. Aynı şekilde Bedir ashabı hakkındaki büyük müjdeden sonra da o sahabilerin gayreti artmıştır. Buradan bir uyarı çıkarıyor: Bir kimse güzel bir rüya gördü diye "ben oldum" derse kendini aldatmış olur; böyle bir hâl insanı daha çok kulluğa sevk etmelidir.
İki Ayrı Manzara
Sohbette Muhammed İkbal'in Efendimiz'i tasvir eden iki tablosuna değiniliyor. Birincisinde korku nedir bilmeyen bir yiğitlik vardır; sahabe, savaşın en kızıştığı anlarda O'nun gölgesine sığındıklarını söylemiştir. İkincisinde ise seccadesi üzerinde gözyaşı döken bir kul vardır. Hocaefendi bu iki manzaranın çelişmediğini söylüyor: Yeri gelince cesaret, yeri gelince tevazu.
"Yokken de Veren Bir Peygamberim"
Son kıssa cömertlik üzerine. Nakledildiğine göre Hz. Ömer, çevre hükümdarların refahını hatırlatarak Efendimiz'in de biraz rahat etmesini ister. Efendimiz tebessüm ederek onlara verilenin dünyada, kendilerine verilecek olanın ahirette olduğunu hatırlatır. Bir başka defa Hz. Ömer, elde bir şey yokken de vermenin gerekip gerekmediğini sorunca Efendimiz susar; fakat memnun olmadığı yüzünden anlaşılır. Bunun üzerine Bilâl-i Habeşî radıyallahu anh, "Ver ey Allah'ın Resulü, Arş'ın sahibi seni mahrum bırakmaz" der. Efendimiz'in yüzü açılır ve "Ben yokken de veren bir peygamberim; vermek benim ahlakımdır" buyurur.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.