MÜ'MİN HER İŞİNE BESMELEYLE BAŞLAYAN KİŞİDİR! | Abdurrahman Büyükkörükçü Hocaefendi
Abdurrahman Büyükkörükçü Hocaefendi bu sohbetinde besmeleyi konu ediyor. Müminin tarifini de buradan yapıyor: mümin, her işine Allah'ın adıyla başlayan kişidir. Sohbet, besmelenin Kur'an'daki yerinden başlayıp "Allah" lafzının manasına, oradan da zikre alışmış bir dilin insanı nereye götürdüğüne uzanıyor.
Besmelenin Kur'an'daki Yeri
Hocaefendi öncelikle bir ilim meselesini sade biçimde anlatıyor: besmelenin surelerin başındaki konumu hakkında alimler arasında farklı görüşler bulunuyor. Kimi alimler onu sureleri birbirinden ayıran bir işaret sayarken, kimi alimler ayet olarak değerlendiriyor. Hocaefendi bu farkı taraf tutmadan aktarıyor ve önemli bir not düşüyor: bu görüş ayrılıklarının Kur'an'a bir ilavesi ya da eksiltmesi söz konusu değildir.
Her İşin Başında
Sohbetin pratik mesajı burada. Hocaefendi besmelenin sadece namaza ve Kur'an okumaya mahsus olmadığını söylüyor: yerken, içerken, otururken, kalkarken, dükkânın kapısını açarken, arabaya binerken, uykuya varırken. Videoda, besmele ile başlanmayan işin bereketsiz kalacağını bildiren rivayete ve yemekte besmele çekilmediğinde şeytanın da o sofraya ortak olduğunu haber veren rivayete atıf yapılıyor.
Allah Lafzı ve İsm-i Azam
Sohbetin ikinci bölümü "Allah" isminin kendisine ayrılmış. Hocaefendi bu ismin, kâinatı yoktan var eden ve idare eden yüce kudretin özel adı olduğunu, başka hiçbir varlığa verilemeyeceğini anlatıyor. Alimlerin çoğunluğuna göre İsm-i Azam'ın bu isim olduğunu söylüyor. Rahman ile Rahim arasındaki farkı da müfessirlerden naklen açıklıyor: Rahman'ın tecellisi dünyada bütün yaratılmışları kuşatır, inananı inanmayanı ayırmadan.
Sevilen Kula Okutulan Sureler
Sohbette iki güzel rivayet naklediliyor. Birincisinde, namazın her rekâtında İhlas Suresi'ni okuyan bir sahabiye Peygamber Efendimiz sebebini soruyor; "Rabbimden bahsettiği için okumayı seviyorum" cevabını alınca, Allah'ın da onu sevdiğini müjdeliyor. Hocaefendi buradan, Allah'ın adını anmanın kendisinin bir ikram olduğu sonucunu çıkarıyor ve gönlü kapanmış kimselerin dilinin Allah demeye varmadığını anlatan bir hatıra naklediyor.
Terazide Ağır Gelen Kâğıt
Sohbetin sonunda hocaefendi bilinen bir rivayeti aktarıyor. Anlatılana göre mahşerde bir kulun günah defterleri terazinin bir kefesine konur; öbür kefeye ise üzerinde kelime-i şehadet yazılı küçük bir kâğıt konur ve o kâğıt hepsine ağır basar. Hocaefendi bu rivayetten çıkardığı dersi de söylüyor: Allah'ın adıyla tartılan hiçbir şey ona ağır gelmez. Bu sebeple dili Allah'ın zikrine alıştırmayı tavsiye ediyor; insanın yaşadığı gibi öleceğini hatırlatarak, ömrü zikirle geçenin son nefesinde de aynı kelimeyle gitmesini umut ediyor.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.