İSLAM’DA KOLAYLIK VAR AMA KEYFİLİK YOK! | Abdurrahman Büyükkörükçü Hocaefendi
Abdurrahman Büyükkörükçü Hocaefendi bu sohbetinde zekât konusunu işlerken, İslam'daki ruhsatlarla keyfîlik arasındaki ince çizgiye dikkat çekiyor. Dinin insana tanıdığı kolaylıkların yerli yerinde olduğunu, ancak bu kolaylıkların kişinin kendi arzusuna göre genişletilemeyeceğini anlatıyor.
İslam'ın Ölçüsünü Kim Koyar
Hocaefendi, İslam'da hiçbir hükmün kimsenin keyfine bırakılmadığını söyleyerek başlıyor. Akla büyük değer verilmesine rağmen hükümlerin kaynağının akıl değil vahiy olduğunu; bu sebeple "bu benim aklıma yatmadı" diyerek bir hükmü değiştirmeye kalkışmanın geçerli olmadığını ifade ediyor. Hocaefendiye göre dinin her şeyinin Allah katından olması, onun ilahi bir din olmasının en açık delilidir.
Nefse Ağır Gelse de Yerine Getirmek
Sohbette, ibadetlerin çoğu zaman nefse ağır geldiği açıkça dile getiriliyor. Hocaefendi kendi hâlinden örnek vererek, yorgun bir günün ardından sabah namazına kalkmanın kolay olmadığını, ancak emir bulunduğu için kalkıldığını söylüyor. Aynı şekilde zekâtın da hesaplanıp tam olarak verilmesini, orucun da tutulmasını bu teslimiyetin göstergesi sayıyor. Nefse rağmen zekâtın verilmesini ise iman ve teslimiyet alâmeti sayıyor.
Kolaylık Nerede Başlar, Keyfîlik Nerede
Sohbetin başlığa esas teşkil eden bölümünde hocaefendi, hastalık sebebiyle oruç tutamayacağını söyleyenlere nasıl yaklaştığını anlatıyor. Küçük bahanelerin oruca engel sayılamayacağını belirtiyor. Buna karşılık orucun ne olduğunu bilen bir hekim, kişinin rahatsızlığının ilerleyeceğini söylerse, o kimsenin oruç tutmayıp fidyesini vereceğini ifade ediyor. Hocaefendinin özeti şudur: İslam'da kolaylık vardır, fakat keyfîlik yoktur.
Rahmeti Her Şeyi Kuşatan Rabbimiz
Hocaefendi, Kur'an'da Allah'ın rahmetinin her şeyi kuşattığını bildiren ayeti hatırlatıyor. Güneşin herkesin üzerine doğmasını, yağmurun herkese yağmasını, topraktan çıkan nimetlerin herkesi doyurmasını bu kuşatıcı rahmetin işaretleri olarak anlatıyor.
Zekât Verenlere Vaat Edilenler
Sohbette, rahmetin özellikle takva sahiplerine, zekâtını verenlere ve ayetlere kesin bir bilgiyle inananlara yazılacağını bildiren ayet hatırlatılıyor. Hocaefendi takvayı, daha önce anlattığı "dikenli tarlada yürümek" benzetmesiyle özetliyor: haramlardan ve şüpheli şeylerden sakınmak. Geceleri yataklarından kalkıp korku ve ümitle Rablerine yönelenlerin ve kendilerine verilenden infak edenlerin karşılığının, kimsenin bilemeyeceği bir göz aydınlığı olduğunu bildiren ayete de değiniyor. Hocaefendi, zekât vermekle yükümlü olanların hesaplarını iyi yapmalarını, henüz yükümlü olmayan gençlerin ise ahkâmı öğrenip bir gün veren el olmaya niyet etmelerini tavsiye ederek sohbeti bağlıyor.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.