(39) İnanmış Olmak (30-10-1998) - Ahmet Vanlıoğlu Hocaefendi
Ahmet Vanlıoğlu Hocaefendi bu sohbetinde, "inanmış olmak" ifadesinin gerçekte neyi karşıladığını ele alıyor. Kendisinin de belirttiği gibi, imanın şartlarının altı olduğunu neredeyse her Müslüman çocuk yaşta öğreniyor. Ancak sohbetin konusu bundan bir adım ötesi: bu altı esasa inanan kimsenin imanının makbul sayılması için âlimlerin sıraladığı ilave şartlar. Hocaefendi, bu meselelerin kürsülerde yeterince konuşulmadığını söylüyor.
İman Geçici Bir Vasıta Olamaz
Sıralanan ilk şart, imanın devamlı ve sabit olması. Hocaefendi bunu somut bir örnekle açıklıyor: kişi ulaşmak istediği bir netice için imanı geçici bir vasıta olarak kullanmayı düşünüyorsa, o kimse aslında henüz inanmış değildir. İman, ömrün belli bir bölümüne değil, tamamına ve ahirete uzanan bir karara dayanır.
Tamamına ve Kesinlikle İnanmak
İkinci şart, altı esasın bir bütün olarak ve tereddütsüz kabul edilmesi. Hocaefendiye göre iman bulanıklık kabul etmez; herhangi bir esas üzerinde "acaba" ile başlayan bir tereddüt, o esasın kabul edilmemiş olduğu anlamına gelir. Herkesin kendi inancını doğru saydığını, dolayısıyla ortak bir ölçünün gerektiğini hatırlatarak inanç bilgisinin dinin kendi kaynaklarıyla belirlendiğini vurguluyor.
Korku ile Ümit Arasında
Sohbetin en çok üzerinde durulan bölümü bu. Hocaefendi iki uçtan da sakındırıyor. Birinci uç, amelinin çokluğuna güvenip korkuyu tamamen bırakmak. Bu bahiste, hiç kimsenin yalnızca ameliyle cennete giremeyeceğini bildiren rivayeti hatırlatıyor. Kişi ne kadar ibadet ederse etsin, amelinin kabulü için boynu bükük kalmalıdır.
Ümidini Kesmenin Tehlikesi
İkinci uç ise günahı çokça olanların düştüğü yer: ümitsizlik. Hocaefendi burada önemli bir ayrım yapıyor. Bir kimse işlediği günahı günah bilerek işliyorsa, o günah sebebiyle dinden çıkmış olmaz; asıl tehlike, "benim affedilecek bir tarafım kalmadı" diyerek rahmetten ümit kesmektir. Kur'an'da Allah'ın rahmetinden ümit kesilmemesinin defalarca hatırlatıldığını, kul hakkı dışındaki günahların affının Allah'ın dilemesine bağlı olduğunu ifade ediyor. Camiye gitmekten, salih insanların meclisine katılmaktan "ben çok günahkârım" diye uzak duranlara sohbetin cevabı nettir: ümit kesmeye gerek yoktur.
Eğitim ve Sahip Çıkma Çağrısı
Sohbetin son bölümünde hocaefendi çocukların dinî eğitimi konusundaki hassasiyete değiniyor. Yalnızca dünyevi bir istikbal kaygısıyla verilen kararların ahiret tarafını ihmal ettiğini söylüyor ve akaidin doğru öğrenilmesini tavsiye ediyor. Bir milletin dini varsa her şeyinin bulunduğu tespitini yaptıktan sonra, camilerin tamamlanması ve İslami çalışmalara maddi destek verilmesi için cemaate çağrıda bulunuyor.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.