(39) Beytullah'a Baskın - Timurtaş Uçar Hocaefendi
Timurtaş Uçar Hocaefendi bu sohbetinde, hicri 14. asrın başında Mescid-i Haram'a yapılan saldırının ardından bizzat oraya gidip gördüklerini cemaatiyle paylaşıyor. Sohbet hem bir seyahat intibaı hem de Kâbe'nin tarih boyunca nasıl korunduğuna dair bir tefekkür dersi niteliğinde.
Neden gitti, neden haber veremedi
Hocaefendi önce durumu izah ediyor. Hadisenin Müslümanların gönlünde büyük bir teessür ve merak uyandırdığını; olup biteni yerinde görmenin tek yolunun oraya gitmek olduğunu söylüyor. Resmi kanallardan müracaat ettiğini, hadisenin heyecanı henüz geçmediği için giriş izninin zor verildiğini, izin çıktığı gün ertesi sabah yola koyulduğunu anlatıyor. Gidiş ve dönüş resmi izinle, pasaportla, hiçbir aksaklık olmadan gerçekleşmiş.
Kaynağı araştırılmayan haberler
Hocaefendinin asıl üzüldüğü nokta, kendisi yokken ortaya atılan asılsız haberler. "Hoca yurt dışına kaçtı", "tutuklandı" gibi söylentilerden bahsediyor. Ancak sitemi haberi çıkaranlara değil, o haberi işitip kaynağını araştırmayanlara: bir telefonla müftülüğe sorulsaydı gerçeğin öğrenilebileceğini söylüyor. Bu bölüm, sohbetin en dikkat çekici tavsiyesi hâline geliyor: Müslüman duyduğu haberin kaynağını arar.
Kâbe'nin korunması: Fil vakası
Sohbetin merkezinde, Kâbe'ye yönelen saldırıların tarih boyunca nasıl def edildiği var. Hocaefendi, Kur'an'da anlatılan Fil vakasını hatırlatarak, Beytullah'ı yıkmaya gelen ordunun kuşlar eliyle helak edildiğini naklediyor. Üzerinde az durulduğunu söylediği bir ayrıntıya dikkat çekiyor: bu hadisenin ardından, kâinatın beklediği en büyük hadise gerçekleşiyor ve Peygamber Efendimiz dünyaya teşrif ediyor. Hocaefendi bu iki olayın yakınlığını, Kâbe'ye gösterilen hürmetin ilahi bir tecellisi olarak yorumluyor.
Anlatılan bir başka hatıra
Hocaefendi, baskın sırasında yaşandığı söylenen bir olayı da naklediyor. Anlatılana göre Makam-ı İbrahim tarafından çıkan bir kedi, silahla ateş açan saldırganın üzerine atılmış, elindeki silah yere düşmüş ve patlayan mermiler kendisini vurmuştur. Hocaefendi bunu kesin bilgi olarak değil, kendisine anlatılan bir hadise olarak aktarıyor ve "bütün bunlar bir işaret, manevi bir hadise" diyerek yorumluyor.
Kendi gücünü ortaya koymak
Sohbetin sonunda hocaefendi, Allah'ın bilinmedik kudretlerle yardım edebileceğini, fakat evvela Müslümanın kendi gücünü ortaya koymak zorunda olduğunu vurguluyor. Seyahatinin bir ay sürdüğünü, yarısının yolda geçtiğini, derinlemesine araştırma için en az üç aya ihtiyaç bulunduğunu söyleyerek intibalarını haftaya devam ettirmek üzere dersi bağlıyor.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.