(214) Niçin Kardeş Olamadık - Timurtaş Uçar Hocaefendi
Timurtaş Uçar Hocaefendi bu sohbetinde, hicret dersinin devamı olarak Peygamber Efendimizin Medine'ye vardığında yaptığı ilk işlerden birini ele alıyor: Muhacirlerle Medineliler arasında kurulan kardeşlik. Sohbetin başlığındaki soru da buradan doğuyor. Onlar nasıl kardeş olabildi, biz niçin olamadık?
Medine'de Kurulan Kardeşlik
Hocaefendi, Peygamber Efendimizin Medine'ye ulaşır ulaşmaz muhacirlerle ensar arasında bir kardeşlik anlaşması yaptığını anlatıyor. Mekke'den her şeyini bırakıp gelen bir muhacir ile Medineli bir Müslüman kardeş ilan ediliyor, Medineli kardeşini alıp evine götürüyordu. Sohbette bu uygulamanın, tarihte benzeri az bulunur bir sosyal tedbir olduğu vurgulanıyor.
Ensarın Fedakârlığı
Hocaefendi burada Haşr sûresinde geçen âyet-i kerimeyi hatırlatıyor. Âyette Medineli Müslümanların, kendilerine hicret edenleri sevdikleri, muhacirlere verilen şeyler yüzünden gönüllerinde bir kaygı taşımadıkları ve kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendi nefislerine tercih ettikleri bildiriliyor. Hocaefendi bu tabloyu, kardeşliğin sözde değil fiilde nasıl kurulduğunun en açık örneği olarak sunuyor.
Kardeşliği Mümkün Kılan Şey
Sohbetin ana fikri şu soruda toplanıyor: O insanları kardeş yapan neydi? Hocaefendinin cevabı açık: Hepsi aynı Allah'a iman ediyor, aynı kıbleye dönüyor, aynı davanın etrafında birleşiyorlardı. İman, istikamet ve gaye bir olduğu için kardeşlik kolaydı. Ona göre bunlar ayrı olduğunda kardeşlik zorlanarak kurulamaz; birleşmeyen kardeş olamaz.
Kıbleler Ayrılınca
Hocaefendi bu ölçüyü kendi devrine uyguluyor. Yetişen nesillerin yüzlerini birbirinden çok farklı yönlere çevirdiğini, kimin neye baktığı belli olmayan bir tabloda ortak bir zeminin kalmadığını söylüyor. Ona göre parça parça bir milletin kardeş olması beklenemez; önce ortak bir yön, ortak bir ölçü gerekir. Sohbette bu tespit, siyasi bir tartışma olarak değil bir birlik meselesi olarak ele alınıyor.
Görmediğine İnanma Anlayışının Tahribi
Sohbetin bir bölümü eğitim üzerinedir. Hocaefendi, gençlere "gözünüzle görmediğinize inanmayın" telkininin yapıldığını; bu telkinin altında yatan mantığın iman esaslarını nasıl aşındırdığını anlatıyor. Gözün göremediği pek çok gerçek bulunduğunu; bu ölçünün kabul edilmesi hâlinde inanç dünyasının temelsiz kalacağını ifade ediyor. Bunu bir benzetmeyle anlatıyor: Yıkılmış bir harabede bülbül sesi aranmaz.
Hocaefendi sohbetin bir yerinde cemaate sükûnet tavsiye ediyor; ufak tefek sataşmalara kapılmamalarını, ağırbaşlı ve şuurlu davranmalarını istiyor. Dersin sonunda konunun devamını haftaya bıraktığını söyleyerek af, mağfiret ve birlik için dua ediyor.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.