Ebu Zer el-Gifari (r.a.) Hazretleri (18.09.1965)- Medineli Hacı Osman Efendi
1965 yılında yapılan bu sohbette, sahabenin zühd ve istiğna ile anılan simalarından Ebu Zer el-Gifari Hazretleri'nin hayatı anlatılıyor. Sohbete, ilk müslümanların ve muhacirlerin Allah katındaki değerine dair bir hatırlatmayla giriliyor; mallarını ve memleketlerini bırakıp hicret edenlerin çektiği sıkıntılar anılıyor.
İmana giden yol
Ebu Zer'in müslüman oluşu ayrıntısıyla anlatılıyor. Anlatıma göre Mekke'de bir peygamberin çıktığını duyunca kardeşini gönderip haber getirmesini ister. Kardeşi dönüp gördüklerini anlatınca bu bilgi ona yetmez ve kendisi yola çıkar.
Mekke'de kalacak yeri yoktur; günlerce Zemzem kuyusunun yanında kalır. Sohbette onun bu günlerde yalnızca zemzemle idare ettiği naklediliyor. Sonunda Hz. Ali onu fark edip evine misafir eder. Aradıklarını öğrenince de kendisini Peygamber Efendimiz'in yanına götürür.
Kâbe'nin yanındaki ikrar
Ebu Zer iman ettikten sonra Efendimiz'in yanından ayrılmak istemez. Efendimiz ona o günün şartlarını hatırlatarak, imanını gizleyip memleketine dönmesini ve zamanı gelince gelmesini söyler. Fakat o, ertesi gün Kâbe'nin yanında topluluğun ortasında kelime-i tevhidi haykırır. Anlatıldığına göre bu yüzden ağır bir muameleye maruz kalır; ertesi gün aynısını tekrar eder. Bu hâli cesaretin bir örneği olarak anılıyor.
Efendimiz'in ona yaptığı vasiyet
Sohbetin en çok tavsiye içeren bölümü budur. Rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz ona şunları vasiyet etmiştir: gizlide ve açıkta Allah'tan korkmak, bir kusur işlediğinde hemen ardından bir iyilik yapmak, kimseden bir şey istememek. Bu son madde o kadar ileri götürülmüştür ki, elinden bir şeyi düşse başkasından onu uzatmasını bile istemeyecek kadar. Ayrıca emanet almanın mesuliyetinin büyüklüğü hatırlatılmıştır.
Bir başka rivayette Ebu Zer, hem Allah'ın hem insanların kendisini sevmesini sağlayacak bir amel sorar. Aldığı cevap iki cümledir: dünyaya rağbet etme, Allah seni sever; insanların elindekine göz dikme, insanlar seni sever.
Son anları
Vefatı da bu istiğnaya uygun geçmiştir. Anlatıma göre çölde bulunurken oradan geçen bir kafile ona yetişir. Kendisini kefenleyecek kimsenin bir idari vazife sahibi olmamasını ister; kafiledeki gençlerden birinin, kendi elindeki bezle onu kefenlemesine razı olur.
Selamın bereketi
Sohbetin son bölümünde selamlaşmaya geçiliyor. Hocaefendi, selamın insanların kalbindeki kırgınlığı kaldırdığını söylüyor; selam verilmediğinde müminlerin birbirinden uzaklaştığına dikkat çekiyor.
Sohbet, sahabeden bir başka zatın seferlerinde yaşandığı anlatılan hatıralarla tamamlanıyor; hocaefendi bunları, duanın karşılıksız kalmadığını göstermek için naklediyor ve aynı imanın bize de nasip olmasını niyaz ediyor.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.