Şükrün Sırrı: İman ve Şükreden Kula Azap Yoktur | Tahir Büyükkörükçü Hocaefendi

👁 1.628 izlenme 👍 44 📅 26 Kasım 2025 ⏱ 14:02
Hoca, bu sohbetinde “şükür” kavramının manası ve önemini anlatıyor. Önce Allah’ın bize verdiği nimetleri ikiye ayırdığını hatırlatıyor: mad dî ve manevî nimetler. Akıl, izan ve idrak sahibi bir kul, bu kadar çok nimetin gerçek sahibi olan Rabbine karşı kulluk vazifesini yerine getirir ve daima şükür hâlinde olur diyor. Müminin hem umduğu şeyler (cennet, mağfiret, rıza-i ilahi) hem de korktuğu şeyler (cehennem, azap, hesaba çekilmek) olduğunu, bu güzelliklere kavuşmanın ve korkulan akıbetten kurtulmanın yolunun da şükürden geçtiğini vurguluyor. Okuduğu ayetle, “Rabbinize iman eder ve verilen nimetlere şükrederseniz Allah size azap etmez” müjdesini açıklıyor; iman ve şükürle yaşayan, bu çizgide sebat eden kulların dünya, kabir ve ahirette azaba uğramayacağını, üzerlerine korku ve hüzün olmayacağını ifade ediyor. Ardından İmam-ı Birgivi ve Hadimi’nin eserlerine dayanarak şükrü tarif ediyor: Nimeti verenin Allah olduğunu bilip O’nun zatını tazim etmeye şükür denir; hamdin de şükrün başı olduğunu, “elhamdü re’sü’şşükr” hadisine dayanarak anlatıyor. Müminin, nimetleri nimet olarak bilip “bunların hepsi Rabbimdendir” şuuruyla yaşaması gerektiğini söylüyor. Bu şuurla yaşayanlara meleklerin ölüm anında inip “korkmayın, mahzun olmayın, size vaat edilen cennetle sevinin” diye müjde vereceğini, bunun da Kur’an ayetleriyle sabit olduğunu hatırlatıyor; minare gibi dosdoğru olup kavak gibi savrulmamayı öğütlüyor. Sonra Peygamber Efendimizin minberdeyken “Allah” deyip düşen bir genci, onun Resulullah’ın dizinde ruhunu teslim edişini ve Efendimizin bu genci cennetle müjdeleyişini anlatıyor; bunun da Kur’an’daki ayetlerle teyit edildiğini söylüyor. Minbere insanları korkutmak için değil, müjdelemek için çıktığını, ancak dengenin de şart olduğunu ifade ediyor: Peygamber hem beşîr (müjdeleyici) hem nezîr (uyarıcı)dır; “Ya eyyühel-müddessir, qum fe-enzir” ayetini okuyarak yeri gelince azaptan korkutmanın da insanı taşkınlıktan, isyandan koruduğunu belirtiyor. Allah’ın ilmi ve iradesi olmadan bir yaprağın bile kıpırdamayacağını, sineğin kanat çırpamayacağını söyleyerek Allah’ın kuşatıcılığını hatırlatıyor. Hasan-ı Basrî’nin sözünü naklederek, günaha götürmeyen hafif gafletin bile bir tür ilahi lütuf olabileceğini, çünkü kulun sürekli cehennemi gözünün önünde, cenneti kaşının arasında görse bu dünyada yaşamasının mümkün olmayacağını ifade ediyor. Son kısımda da bir kudsî hadise girerek, şükürsüzlüğün, belaya sabretmemenin ve Allah’tan istememenin yanlışlığını, kulun her hâlinde Rabbine yönelmesi gerektiğini vurgulamaya hazırlanıyor; bütün bu anlatılanların özünde ise şu mesajı veriyor: İman, şükür, hamd ve istikamet üzere yaşarsak Allah bize azap etmeyecek, biz de ebedi saadete aday olacağız.Kanalımıza Abone Olun ➥ https://www.youtube.com/@dinisohbetlertv/videos