Peygamberimizin Sünneti: Marifetullah ve Akl-ı Selim | Tahir Büyükkörükçü
Tahir Büyükkörükçü Hocaefendi bu sohbetinde, Hz. Ali'nin Peygamber Efendimize yönelttiği bir soruyu merkeze alıyor: "Sünnetiniz nedir ya Resulallah?" Yani şahsiyetinizi ören esaslar hangileridir? Efendimizin verdiği cevabın ilk kelimesi sohbetin de anahtarı oluyor: marifetullah.
"Sermayem Marifetullahtır"
Hocaefendi bu cevabı bir tacir benzetmesiyle açıyor. Elinde sermayesi olmayan bir tüccarın hiçbir iş göremeyeceğini; Efendimizin de sermayesinin Allah'ı bilmek olduğunu söylüyor. Buradan yaratılış gayesine geçiyor. İnsanların ve cinlerin yalnızca kulluk için yaratıldığını bildiren ayeti hatırlatarak, müfessirlerin bir kısmının bu ayetteki kulluğu "Allah'ı bilmek" şeklinde açıkladığını naklediyor. Hocaefendi cemaatine dönüp soruyor: Dünyaya gelişimizin hedefi nedir? Cevabı yine aynı: Allah'ı bilmek, bulmak, ona ermek.
Hz. Ali'nin Yeri
Sohbetin girişinde hocaefendi Hz. Ali'nin faziletlerinden bahsediyor. Peygamber Efendimizin amcasının oğlu ve damadı olduğunu, Hz. Fâtıma'nın eşi, Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin'in babası olduğunu hatırlatıyor. Efendimizin ona hitaben söylediği, kendisi için Musa'ya göre Harun'un yeri neyse onun da o yerde olduğunu bildiren sözü naklediyor.
Taif Dönüşü Verilen Cevap
Hocaefendi marifetullahın ne demek olduğunu bir hatırayla somutlaştırıyor. Peygamber Efendimiz Taif'te davetini sunduğunda büyük eziyet görmüş, çile çekmiştir. Rivayet edildiğine göre dönüş yolunda kendisine hâlinin nasıl olduğu sorulduğunda verdiği cevap tek cümledir: Rabbim benden razı olsun, bu bana yeter. Hocaefendi bu cevabı, kulun bütün arayışının nerede son bulduğunu gösteren bir ölçü olarak anlatıyor ve dinleyicileri için de aynı rızayı niyaz ediyor.
Kundaktan Başlayan Terbiye
Sohbette pratik bir tavsiye de var. Hocaefendi, çocuğun daha kundaktayken, dili dönmeye başlamadan önce bile ona "Allah bir" dedirtmeye çalıştığını anlatıyor. Parmağını kaldıran çocuğun, dili döndükçe kelime-i tevhide geçtiğini söylüyor. Ona göre marifetullah eğitimi ilk günden başlar.
Vahiyle Işıklanmayan Akıl
Sohbetin son bölümü akl-ı selim meselesine ayrılıyor. Hocaefendi, bir eserde geçen sert bir tabiri naklediyor: vahiyle aydınlanmayan akıl, karanlıktaki göz gibidir; hiçbir hakikati göremez. Bu görüşü desteklemek için gündelik hayattan çelişkiler sıralıyor. Hastasına sigaranın zararını anlatırken kendi dudağında sigara bulunan doktoru; içkinin kötülüklerin anası olduğunu anlatan konferansı verdiği hâlde kendisi vazgeçemeyen kimseyi örnek gösteriyor. Hocaefendi buradan şu neticeyi çıkarıyor: bilmek tek başına yetmiyor; aklın doğru işleyebilmesi için vahyin ışığına ihtiyacı var.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.