Peygamber Efendimiz (S.A.V.)'in Ahlâkı-2 - Abdurrahman Büyükkörükçü Hoca
Abdurrahman Büyükkörükçü Hocaefendi, Peygamber Efendimiz'in ahlakını anlattığı serinin bu ikinci bölümünde çocukluk ve gençlik yıllarında kalıyor. Bir önceki sohbette Mevlid Kandili münasebetiyle doğumunu anlatmıştı; burada, henüz peygamberlik gelmeden önce dahi nasıl korunduğunu gösteren hatıralar üzerinden ilerliyor.
Anlatmanın Gayesi
Hocaefendi sohbetin gayesini baştan söylüyor: Efendimiz'den bahsetmek, onu tanımak, sevmek ve ona tabi olmak içindir. Sevginin ölçüsünü de onun yolunda yürümeye çalışmak olarak koyuyor; "onun gibi olamayız ama o yolda olabiliriz" diyerek niyetin kıymetine dikkat çekiyor.
Ebvâ'da Bir Veda
Sohbetin en hüzünlü bölümü, Efendimiz'in altı yaşlarındayken annesini kaybedişi. Medine'ye yapılan ziyaret ve babasının kabrinin başında geçen anlar aktarıldıktan sonra, dönüş yolunda Ebvâ denilen yerde Âmine validemizin hastalanışı naklediliyor. Kaynakların bildirdiğine göre validemiz, sonunun geldiğini anlayınca yavrusunu bağrına basmış ve ona seslenmiştir. Hocaefendi bu sahneyi, yetim büyüyen bir çocuğun aslında hiçbir zaman sahipsiz kalmadığının girişi olarak anlatıyor.
Uykuya Dalan Genç
Sohbetin gençlere hitap eden bölümü bir hatıra üzerinden geliyor. Anlatılana göre Efendimiz gençliğinde çobanlık yaparken, Mekkelilerin eğlencelerinde ne yaptığını merak eder; hayvanlarını arkadaşına emanet edip şehre iner. Sesin geldiği eve girip bir kenara oturur, fakat orada uyuyakalır; uyandığında sabah olmuş, herkes dağılmıştır. Aynı şey ikinci denemesinde de tekrarlanır. Bunun üzerine, o manzaraları görmesine izin vermeyen bir kudretin varlığını anlar ve bir daha heves etmez. Hocaefendi bu hatırayı, peygamberliğinden önce dahi korunduğunun delili olarak sunuyor.
Masumiyet Kime Aittir
Sohbetin en net hükmü burada. Hocaefendi, inancımıza göre Efendimiz'in dışında masum, yani günahtan korunmuş başka bir insan bulunmadığını söylüyor. Sevilen, hürmet edilen, ilim ve hâl sahibi zatlar olabilir; onlara saygı duyulur, onlardan istifade edilir. Fakat masumiyet meselesi ayrıdır ve yalnız Peygamber Efendimiz'e mahsustur. Hocaefendi ayrıca, kelime-i şehadeti getiren ve Allah ile Resulü'ne inanan her müminin bir yönüyle Allah'ın velisi sayıldığını, velayette dereceler bulunsa da bunun masumiyetle karıştırılmaması gerektiğini belirtiyor.
Gelen Bir Nur
Sohbet, Mâide suresindeki bir ayetle bağlanıyor. Ayette Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitabın geldiği bildirilir. Hocaefendi, müfessirlerden naklen buradaki nurdan maksadın Peygamber Efendimiz olduğu görüşünü aktarıyor ve o ışıkta yürümeyi, mahşer gününde onun sancağı altında bulunmayı niyaz ederek sohbeti tamamlıyor.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.