Malın zekatını vermek Allah’a sigorta ettirmek demektir! | Abdurrahman Büyükkörükçü Hocaefendi
Abdurrahman Büyükkörükçü Hocaefendi bu sohbetinde zekât konusunu sürdürüyor ve meseleyi çarpıcı bir benzetmeyle özetliyor: Malın zekâtını vermek, malı Allah'a sigorta ettirmek demektir. Sohbet, zekâtın malı ve gönlü nasıl temizlediğinden başlayarak ticaret mallarının zekâtına ve zekâtın kimlere verilebileceğine kadar uzanıyor.
Önce İlmihal
Hocaefendi sohbete bir tavsiyeyle başlıyor: her evde muteber bir ilmihal kitabı bulunmalı. İslam'ın bilinerek yaşanacak bir din olduğunu, gusülden abdeste, secdedeki halimize kadar her meselenin bir usulü bulunduğunu söylüyor. Büyüklerimizin bu işi kolaylaştıran kıymetli eserler bıraktığını, zekâtla ilgili pek çok sorunun cevabının o kaynaklarda hazır olduğunu ifade ediyor.
Zekât Malın Kiri mi?
Sohbette, Kur'an-ı Kerim'de Efendimiz'e mallardan zekâtın alınması ve bununla müminlerin temizlenip arındırılmasının emredildiği hatırlatılıyor. Hocaefendi, zekâtın zenginin malı içinde duran ama başkasına ait olan bir hak olduğunu; verilmediğinde sahibi için yük hâline geldiğini söylüyor. Efendimiz'in ve neslinin zekât almadığına dair rivayeti de naklediyor.
Sigortadan Önce Zekât
Hocaefendinin ticaret ehline tavsiyesi net: zekâtı tam vermek, sadakayı da yerine ulaştırmak. Bunu yaptıktan sonra malın asıl teminatının Rabbimizin inayeti olduğunu ifade ediyor. Buna rağmen kayıp yaşanabileceğini, ancak zekâtı verilmiş bir malda meydana gelen eksilmenin ayrı bir hikmet taşıyabileceğini söylüyor. Aktardığı bir rivayette, malının zekâtını tam veren kimsenin şerri kendinden def etmiş olacağı bildiriliyor.
Ticaret Malları ve Tahsili Ümitsiz Alacaklar
Sohbette ticaret erbabının elindeki bütün ticari malların hesaba katılması gerektiği anlatılıyor. Esnafın "batak" dediği, tahsili neredeyse imkânsız alacaklar konusunda hocaefendi, hocalarımızın görüşünü naklediyor: böyle bir para bir gün eline geçerse o senenin zekâtı verilir.
Zekât Kimlere Verilir?
Hocaefendi, Tevbe suresinin 60. ayetinde sekiz sınıfın sayıldığını belirterek bunları tek tek izah ediyor: fakirler, miskinler, zekât memurları, kalpleri İslam'a ısındırılacak olanlar, köleler, borçlular, Allah yolunda olanlar ve yolcular. Fakiri az geliri olup evini idare edemeyen, miskini ise hiçbir geliri bulunmayan kimse olarak tarif ediyor ve günlük hayattan örnekler veriyor.
Namaz ve Zekât Birlikte
Sohbetin sonunda hocaefendi, cehennem ehlinin diliyle nakledilen ve önce namazı kılmamayı, sonra yoksulu doyurmamayı zikreden ayet-i kerimeye dikkat çekiyor. Bu sıralamada bir hikmet gördüğünü söyleyerek dinleyicilerine seslendiği yerde sohbeti bağlıyor: zekâta gösterilen hassasiyetin aynısı namaza, namaza gösterilen dikkatin aynısı zekâta gösterilmeli.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.