İSLAM'DA YALAN VE HAİNLİK | Abdurrahman Büyükkörükçü Hocaefendi
Abdurrahman Büyükkörükçü Hocaefendi bu sohbetinde, geçen haftadan kalan konuyu tamamlıyor: yalan ve hainlik. Sohbetin dayandığı ölçü bir hadis-i şerif; buradan hareketle doğruluğun müminde niçin vazgeçilmez bir vasıf olduğu anlatılıyor.
Dinlemek yetmez, amel gerekir
Hocaefendi söze sohbetin gayesini hatırlatarak başlıyor. Maksadın nasihat almak ve duyulanla amel etmek olduğunu; sadece dinlemenin yerine göre faydasının olmayacağını, hatta mesuliyet doğurabileceğini söylüyor. Kitapta okunmuş, sohbette işitilmiş bir hakikatle amel edilmediğinde sorumluluğun ağırlaştığını ifade ediyor ve hem kendisi hem dinleyiciler için ilmiyle amel edenlerden olma duası ediyor.
Müminde bulunmayacak iki vasıf
Sohbetin merkezindeki hadis-i şerif şu: mümin her hâl üzere bulunabilir, birçok noksanı olabilir; fakat mümin yalan söylemez ve hain olmaz. Hocaefendi bu rivayeti tekrar etmenin faydalı olduğunu söylüyor. Gerekçesi de dikkat çekici: mümin zaten yalana yönelmez, ancak insan belirli bir kavşakta sıkışabilir; ayrıca bu nasihatler çocukların eğitimi ve çevredeki insanlara anlatmak bakımından değerlidir.
Fitne zamanında kurtuluş
Sohbette, sahabeden Ukbe b. Âmir'in naklettiği bir rivayet aktarılıyor. Anlatılana göre Peygamber Efendimize, ileride fitnelerin çoğaldığı zamanlarda kurtuluşun nerede olacağı sorulmuştur.
Künyeler ve "Sıddîk" lakabı
Sohbetin bir bölümü, o dönemin isimlendirme âdetine ayrılıyor. Hocaefendi künye ve lakap kavramlarını açıklıyor; Hz. Ali Efendimizin toprağa oturmayı sevmesi sebebiyle verilen künyeyi ve Efendimizin kendi künyesini örnek gösteriyor. Efendimizin isimlerinin çocuklara verilmesini tavsiye buyurduğunu, kendi künyesinin ise verilmesine müsaade etmediğini naklediyor.
Asıl durduğu nokta Hz. Ebubekir Efendimizin "Sıddîk" diye anılmasının sebebi. Nakledildiğine göre Efendimiz, İslam'ı kime anlattıysa herkesin bir an düşündüğünü, yalnız Hz. Ebubekir'in hiç tereddüt etmeden tasdik ettiğini ifade buyurmuştur. Hocaefendi bunu doğruluk konusuyla birleştiriyor: sıddîklık, çok doğru olmak ve hakkı derhal tasdik etmektir.
Doğru sözlülerin varacağı yer
Sohbetin sonunda hocaefendi, Kur'an-ı Kerim'de kendilerine nimet verilenler diye zikredilen zümreyi hatırlatıyor: peygamberler, sıddîklar, şehitler ve salihler. Allah'a ve Resulüne itaat edenlerin yarın bu güzel kullarla beraber olacağı müjdesini aktarıyor. Doğru sözlü olmak için nefse ve şeytana söz geçirerek gayret edildiğinde bu zümreye dahil olma ümidinin bulunduğunu söylüyor. Cennette bu büyük insanlara komşu olmanın, hepsinin ötesinde Efendimizin sohbetinde bulunmanın ne büyük bir nimet olacağını anlatarak sohbeti dua ile tamamlıyor.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.