İMANLI MI İMANSIZ MI ÖLECEĞİMİZ BELLİYSE NİYE İBADET EDELİM? | Abdurrahman Büyükkörükçü Hocaefendi
Abdurrahman Büyükkörükçü Hocaefendi bu sohbetinde, kendisine en çok sorulan sorulardan birini cevaplıyor: imanlı mı imansız mı öleceğimiz önceden biliniyorsa, ibadet etmenin ne anlamı var? Hocaefendi bu sorunun yeni olmadığını, sahabe efendilerimizin de aynı soruyu Peygamber Efendimize sorduklarını hatırlatarak konuya giriyor.
Asıl olan İslam'a teslimiyettir
Sohbet, insanın hata edebileceğinin kabulüyle başlıyor. Yanılırız, dalgınlık ederiz, bizden beklenmeyen davranışlar olabilir diyor Hocaefendi; fakat asıl olan gönüldeki teslimiyettir. Mümin, yaptığı yanlışı razı olarak ve isteyerek yapmaz. İslam büyüklerinden nakledilen bir söze göre gerçek mümin günah işlerken bile rahat değildir, içinde bir tedirginlik taşır. Hocaefendi bu hâli, tuzağı gördüğü hâlde taneye yönelen bir kuşun hikâyesiyle anlatıyor; kişi bilerek hata ettiğini bilmektedir.
Kader ilimdir, zorlama değildir
Sohbetin akidevî merkezi burası. Hocaefendi, babasından duyduğu ifadeyi tekrarlıyor: kader ilimdir, cebir değildir. Yani Cenab-ı Hakk'ın bizi yaratmadan önce ne yapacağımızı bilmesi, O'nun ilminin sonsuzluğundandır; bu bilgi bizi zorlamaz. İnsan iradesinde hürdür, fiillerin işleyeni kuldur, yaratıcısı ise Allah'tır. Hocaefendi buradan yarın kimsenin "sen bizi zorladın" diyemeyeceği sonucunu çıkarıyor ve cennet ile cehennemin ancak bu hürriyetle anlam kazandığını ifade ediyor.
Sahabenin sorusu ve verilen cevap
Anlatıma göre sahabe efendilerimiz, insanın daha anne karnındayken durumunun yazıldığını öğrenince "öyleyse niçin ibadet edelim, niçin sabah namazına kalkalım, niçin oruç tutalım" diye sormuşlar. Rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimizin cevabı kısa olmuş: amel edin, kulluğa devam edin. Hocaefendi buna, herkese kendi yolundaki amellerin kolaylaştırılacağını bildiren rivayeti de ekliyor. Cennet için yaratılmış olan kula cennetlik ameller kolay gelir diyor.
Bize düşen kulluktur
Hocaefendi meseleyi pratik bir noktaya bağlıyor: dünyanın nizamını değiştiremeyiz, yağan yağmura ve doğan güneşe söz geçiremeyiz; yapabileceğimiz tek şey kendi hayatımıza çekidüzen vermektir. Onun ifadesiyle biz kulluğa memuruz, gerisi Rabbimize aittir. Sohbetin sonunda "yakîn" kavramına geliyor: cenneti ve cehennemi görüyormuşçasına, her sabah bu iki hakikati önümüze koyarak yaşamak. Zerre kadar tereddüt taşımayan bir iman, ibadeti anlamsız kılmaz, aksine ona asıl anlamını verir.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.