Birbirimize sabrettiğimiz için cennete gireceğiz! | Abdurrahman Büyükkörükçü
Abdurrahman Büyükkörükçü Hocaefendi bu sohbetinde aile hayatını, eşler arasındaki sabrı ve karşılıklı sevgiyi konu ediyor. Başlıktaki "birbirimize sabrettiğimiz için cennete gireceğiz" ifadesi, sohbette anlatılan bir menkıbeye ve eşlerin birbirine tahammülünün manevi değerine dayanıyor.
Aile, toplumu ayakta tutan fil ayağı
Hocaefendi müftülükteki fetva nöbetlerinde en çok karşılaştığı soruların aile hayatıyla ilgili olduğunu söyleyerek söze başlıyor. Büyük camilerimizin dev kubbelerini taşıyan ve halk arasında "fil ayağı" denilen sütunları örnek vererek, iman ve Kur'an'dan sonra bizi ayakta tutan sütunlardan birinin aile yapısı olduğunu ifade ediyor.
Ölçü aile hayatıdır
Sohbette hocaefendi, babasından duyduğu bir sözü aktarıyor: bir adamı havada uçarken, su üzerinde yürürken ya da ateşte yanmazken görseniz bile önce aile hayatına bakın; aile hayatı Kur'an'a ve İslam'a uygun değilse ona itibar etmeyin. Bu, olağanüstü hâllerin değil, insanın en yakınlarına karşı tutumunun ölçü alınması gerektiği anlamına geliyor. Ayrıca erkeklerin de eşleri konusunda büyük bir emanet taşıdıkları ifade ediliyor.
Sabreden kul ve anlatılan kıssa
Sohbetin orta bölümünde, evindeki sıkıntıya sabrettiği için Allah'ın mahlûkatı emrine verdiği söylenen bir zatın hatırası anlatılıyor. Anlatılan kıssaya göre bu kimse ormandan kestiği odunları bağlamış ve taşıtmıştır; kendisine hayret edenlere, bunun evdeki sabrının bereketi olduğunu söylemiştir. Hocaefendi bu anlatımı bir keramet iddiası olarak değil, sabrın değerini göstermek için naklediyor ve "ben sabır tavsiye ediyorum" diyerek karşılıklı tahammülü öneriyor.
Sevgiyi söylemek ve iltifat
Sohbetin en çok üzerinde durulan tavsiyesi, eşlerin birbirine sevdiklerini söylemesi. Hocaefendi, Allah için sevdiğimiz kardeşlerimize bile bunu söylememizin tavsiye edildiğini hatırlatıyor ve Peygamber Efendimize en çok kimi sevdiği sorulduğunda muhterem eşinin adını zikrettiği, "erkeklerden" diye sorulduğunda ise onun babası Hz. Ebû Bekir'i andığı rivayetini aktarıyor. Eşlerin birbirine tatlı dille, güler yüzle ve iltifatla muamele etmesi gerektiğini söylüyor. Hanımı sofraya oturtmamak ya da kız çocuklarını saymamak gibi bazı yerel alışkanlıkların dinî bir dayanağı olmadığını da belirtiyor.
Hanım kardeşlere bir uyarı
Son bölümde, terk edilmiş fakat resmî bir dayanağı bulunmadığı için mağdur kalan hanımların kendisine getirdiği dertleri anlatıyor. Bu tabloyu bir zulüm olarak nitelendiriyor ve evlilik kararı verirken çok dikkatli olunmasını, karşı tarafın ahlakının ve ciddiyetinin iyi tartılmasını bir kardeş tavsiyesi olarak sunuyor.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.