Antep'te uzun süre imamlık yapmış,
emekli olmuş bir hocamızla beraberdik.
Hocamız dedi ki; "Bir insan bir görevden
emekli olunca unutamadığın bir
hatıran var mı?" diye sorarlar dedi.
"Siz sormuyorsunuz ki ben anlatayım." dedi.
"Demek ki hocam önemli bir şeymiş,
bizde dinlemeye hazırız" dedik.
Hocaefendi anlatmaya başladı.
"Bir çok cemaatin içinde olduğu gibi,
benim cemaatimin içinde de
Salih isminde meczup birisi vardı" dedi.
Malumunuz meczup kiminin 'deli',
kiminin 'veli' dediği, Kadr-ü kıymetini
Allah'ın bildiği meçhul kişilerdir.
Hocaefendi diyor ki;
"Bir cumaydı, ilk sünneti kıldım çıkıp
hutbe okuyacağım. Arkamı döndüm ki
Salih safları yarıp bana doğru hızla geliyor.
Korkmaya başladım" diyor.
"Meczuptur, ne yapacağı belli olmaz.
Tokat bile vurabilir. Geldi geldi geldi geldi..."
Hoca diyor;
"Hoca, bugün hutbeyi ben okuyacağım" dedi.
"Hutbe okumasına imkân yok,
oğlum yapamazsın desem, belki câmiyi
alt üst edecek, huzuru bozacak."
"Cenab-ı Allah aklıma getirdi" diyor.
"Salih evladım, bu hafta ben hazırlandım.
Ben okuyayım. Haftaya da sen oku" dedim.
"O kafasına yattı" diyor.
"Tamam hoca" dedi diyor.
Çekti gitti, bizde sevindik.
Salih'ten kurtulduk diye.
Obür haftalarda gelmedi diyor rahatladık.
Aradan 2-3 ay geçti, bir cenaze oldu.
Kabristandayız. Cenaze kabri okundu.
Millet toprak atıyor. Salih benim yanıma geldi diyor.
"Hoca geçen hutbeyi okutmadın, unuttum zannetme"
dedi diyor. "Neyse, kahretsin" dedim diyor. "Mühim değil"
"Ama bu sefer kurtulamazsın" dedi diyor.
"Şu toprak atanları durdur, ben bir telkin vereceğim.
Sonra topraklarını atsınlar, sende telkinini ver" dedi diyor.
"Baktım ki son telkini bana bırakıyor, bu da cumanın
hutbesine benzemez. Varsın versin" dedim diyor.
"Olur" diyince. "Benden cesaret aldı toprak atanları
durdurdu" diyor.
"Ben bir telkin vereceğim, sonra toprak atarsınız.
Hoca da telkini versin" diye diyor emir komuta gibi
verdi diyor.
Millette tanıdığı için, Salih'in kalbi kırılmasın diye
durdurdular. Ama herkes merak ediyor diyor.
Salih kabre eğildi diyor.
"Haram yemedin de, yalan söylemedinse,
namazını kıldın, orucunu tuttunsa fazla
telaşa lüzum yok" dedi diyor.
Bir cümle daha ilave etti diyor.
"Burda verdinse orada alırsın,
burada aldınsa orada verirsin.
Atın toprağını" dedi diyor.
Hocaefendi diyor ki;
"Salih, öyle bir telkin verdi ki, bize
dini özetledi. Ben bu telkini hiç unutmam" dedi.
Bize nakletti, bende size naklediyorum efendim.
"Namazını kılar, haram yemez,
yalan söylemez ve burda verip
orada almaya talip olursak...
Elbette bizim için de
telaşa lüzum kalmayacak...
Kanalımıza Abone Olun ➥ https://bit.ly/3pkNdtd
Abdülmetin Balkanlıoğlu Hoca Sohbetleri ➥ https://bit.ly/34JUJEs
Resul Bölükbaş Hocaefendi Sohbetleri ➥ https://bit.ly/3idfrEJ
İhsan Şenocak Hocaefendi Sohbetleri ➥ https://bit.ly/3cgYB4e
Ahmet Vanlıoğlu Hocaefendi Sohbetleri ➥ https://bit.ly/2RZK4mC
Timurtaş Uçar Hocaefendi Sohbetleri ➥ https://bit.ly/3fLPRFq
Medineli Hacı Osman Efendi Sohbetleri ➥ https://bit.ly/3fLSRBr
Bayram Ali Öztürk Hocaefendi Sohbetleri ➥ https://bit.ly/3z19K2y
Timurtaş Uçar Hocaefendi Sohbetleri ➥ https://bit.ly/3uNDblF
Abdurrahman Büyükkörükçü Hocaefendi Sohbetleri ➥ https://bit.ly/3ySuwlb
Tahir Büyükkörükçü Hocaefendi Sohbetleri ➥ https://bit.ly/2S5LY54
📝 Bir Meczubun İbretlik Telkini - Akgül Hoca (Mutlaka Dinle) — Yazılı Anlatım
Bu kısa sohbette, Antep'te uzun yıllar imamlık yapıp emekli olan bir hocaefendiden dinlenen bir hatıra anlatılıyor. Hatıranın merkezinde, cemaatin arasında bulunan ve halkın "meczup" diye andığı bir kişi ile onun tek cümlelik telkini var.
Unutulmayan hatıra
Anlatan hocaefendi, emekli olan kimselere genellikle unutamadıkları bir anının sorulduğunu, kendisine ise böyle bir soru yöneltilmediğini söyleyerek hatırasını anlatmaya başlıyor. Cemaatin içinde Salih adında, davranışları alışılmışın dışında olan bir kişi bulunduğunu belirtiyor. Sohbette bu tip kimseler için, kimin ne olduğunun ancak Allah tarafından bilindiği kaydı da düşülüyor.
Camideki karşılaşma
Hatıraya göre bir Cuma günü hoca minbere çıkmak üzereyken Salih safların arasından hızla ona doğru gelir. Hoca bir an ne olacağını kestiremez ve tedirgin olur. Salih'in söylediği ise beklenmedik bir sözdür: O hafta okumayı kendisinin istediğini söyler. Hoca kendisinin hazırlandığını, haftaya sıranın ona geçebileceğini ifade eder ve mesele orada kapanır.
Kabristandaki telkin
Aradan haftalar geçtikten sonra bir cenaze sırasında, kabir başında toprak atılırken Salih yeniden hocanın yanına gelir. Bu kez söyledikleri hocanın hafızasına kazınır. Anlattığına göre şu ölçüyü verir: Haram yemedim, yalan söylemedim; sen de namazını kıl, orucunu tut, fazla telaşa gerek yok. Ardından bir cümle daha ekler: Burada verirsen orada alırsın, burada alırsan orada verirsin.
Bir cümlede özetlenen ölçü
Hatırayı nakleden hoca, bu sözlerin kendisine dinin özünü hatırlattığını söylüyor. Namazını kılan, orucunu tutan, haramdan ve yalandan sakınan bir kimsenin gereksiz endişeye kapılmasına lüzum olmadığı; alıp vermenin hesabının ise mutlaka görüleceği vurgulanıyor.
Bu yazı, kısa sohbette anlatılan hatırayı özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.