(89) Habitat Toplantısı - Timurtaş Uçar Hocaefendi
Timurtaş Uçar Hocaefendi bu sohbetinde, o günlerde İstanbul'da yapılan ve yerleşim konusunu ele alan Habitat toplantısını vesile ederek insanın yeryüzüyle ilişkisini anlatıyor. Hocaefendi meseleye şöyle giriyor: böyle büyük bir toplantı sürerken Müslümanın konuya kayıtsız kalması doğru olmaz; en azından Kur'an'ın ve sünnetin bu meseleye dair ne söylediğini bilmesi gerekir. Sohbet, bu sebeple bir güncel haber yorumu değil, "insan nerede oturur, yeryüzü ona nasıl hazırlanmıştır" sorusunun cevabı hâline geliyor.
Bütün İnsanlığa Yapılan Hitap
Hocaefendi konuyu Bakara suresindeki bir ayet-i kerimeye bağlıyor. Bu ayet, belli bir topluluğa değil, yeryüzündeki bütün insanlara sesleniyor ve onları kendilerini yoktan var eden Rablerine kulluğa çağırıyor. Devamında yeryüzünün insan için bir döşek, göğün bir bina gibi düzenlendiği ve gökten indirilen su ile rızık çıkarıldığı bildiriliyor. Hocaefendi bu ayeti, yerleşim meselesinin insanı aşan bir tasarımın parçası olduğuna delil sayıyor.
İlk Yerleşim Yeri
Sohbetin en özgün bölümünde hocaefendi, insanın dünyaya gelmeden önce de bir "yerleşim biriminde" bulunduğunu anlatıyor: ana rahmi. Orada bambaşka şartlarda, bilinen ihtiyaçların dışında bir hayat sürdüğünü söylüyor. Doğum ise bir yerleşim biriminden diğerine geçiştir. Hocaefendiye göre bu düzeni kuran, hayatın şartlarını belirleyen ve ölümü de takdir eden Allah'tır; insanın bu tasarıma müdahale hakkı yoktur.
Yeni Doğanın Ağlaması
Hocaefendi burada somut bir örnek veriyor. Dünyaya gelen çocuk mutlaka ağlar; hem de bağıra bağıra. Ağladığı için ağzı ve burun delikleri açılır, açılan yollardan akciğerlerine hava dolar. Sohbette bu tabloya dikkat çekiliyor: akciğer daha ana rahminde, dışarıdaki havaya göre hazırlanmıştır. Hocaefendi buradan Vakıa suresindeki soruyu hatırlatıyor; bir damladan insanı var edenin kim olduğu sorulduğunda verilecek tek cevap vardır.
Dünya Bize Emanettir
Sohbetin sonuç bölümü çevre sorumluluğuna ayrılıyor. Hocaefendi dünyanın, çevrenin, ağaçların, hayvanların ve hayatın insana emanet olduğunu; bu emanete hıyanet edilmemesi gerektiğini söylüyor. İstanbul'un çeşitli semtlerine dikilen ağaçları örnek vererek, bunların dikildikleri mahallenin insanlarına emanet olduğunu, sulanması ve korunmasının o insanlara düştüğünü ifade ediyor.
Sahip Çıkmak
Hocaefendi son olarak Mehmet Akif'in sahipsiz kalan bir memleketin akıbetine dair meşhur mısrasını hatırlatıyor ve bunu kişisel bir sorumluluğa çeviriyor: her insan kendi beldesine, kendi bölgesine, kendi imkânına sahip çıkmalıdır. Ona göre çevremizi ve toprağımızı yapıcı ve olumlu bir tavırla korumak, bizden sonra gelecek nesillere emaneti eksiksiz devretmenin tek yoludur.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.