(54) Kuran Bütünüyle Kabul Edilmelidir (21-04-2000) - Ahmet Vanlıoğlu Hocaefendi
Ahmet Vanlıoğlu Hocaefendi bu dersinde, cuma öncesi sürdürdüğü Yûnus sûresi derslerine devam ederken, üzerinde ısrarla durduğu bir esası bir kez daha hatırlatıyor: Kur'an bir bütündür ve müslüman onun tamamından sorumludur. "Kur'an bütünüyle kabul edilmelidir" başlığının karşılığı da burada.
Seçmeli bir kitap değildir
Hocaefendi, Kur'an'daki hükümler için "şunlar sizi bağlar, şunlarla ilgilenmeseniz de olur" diye bir ayrım bulunmadığını söylüyor. Hoşumuza giden gitmeyen, aklımızın erdiği ermediği, hatta menfaatimizle çatışan ne varsa hepsi sorumluluk alanımız içindedir. Bilinmeyen bir hükmün yaşanamayacağını hatırlatarak, Kur'an'ın ya bir hocanın rahlesi önünde talebe olarak öğrenilmesi ya da ehlinden dinlenmesi gerektiğini ifade ediyor.
Tamamı olmuyorsa tamamından vazgeçilmez
Hocaefendi meşhur kaideyi hatırlatıyor: bir şeyin tamamına ulaşılamıyorsa tamamından vazgeçilmez. Kur'an'ın hepsini okumaya imkân bulamayan kimsenin, hiç değilse gücünün yettiği kadarını okuması ya da dinlemesi gerektiğini söylüyor.
Her nesil kendi mücadelesini verir
Hocaefendi, tarih boyunca hiçbir dönemde dünyanın müslümanlardan arındırılamadığını anlatıyor. Sayıları azalmış, vasıfları eksilmiş, amellerinde kusurlar olmuş olabilir; fakat yeryüzünde her zaman müslümanlar bulunmuştur. Bunun tersinin de geçerli olduğunu söylüyor: müslümanlar da dünyayı inkârdan büsbütün temizleyemez. Bu sebeple her neslin kendi döneminin mücadelesini vermesi gerekir.
Sormadan inanmak ile sorarak inanmak
Dersin dikkat çekici bir bölümünde hocaefendi, dinleri birleştirme adıyla ortaya konan yaklaşımlara karşı çıkıyor ve bunun İslam'ın usulüyle bağdaşmadığını ifade ediyor. Ona göre bazı inanç sistemlerinde "sorma, sadece inan" esası vardır; İslam'da ise akla ve soruya kapalı bir teslimiyet istenmez, insan araştırarak ve anlayarak iman eder. Hocaefendi, iyi niyetle bu tür çalışmaları destekleyen bazı müslümanların meselenin farkında olmadığını düşündüğünü söylüyor.
Komşuluk hakkı ile inanç birliği aynı şey değil
Hocaefendi bu noktada önemli bir ayrım yapıyor. Müslümanların gayrimüslim komşularıyla iyi ilişkiler içinde olmasının zaten dinin bir gereği olduğunu; komşuluk hakkının, akrabalık hakkının ve insan olma hakkının her hâlükârda gözetileceğini söylüyor. Ticari, kültürel ve komşuluk ilişkilerine kimsenin bir itirazı olmadığını, itiraz edilen şeyin inançların birleştirilebileceği iddiası olduğunu ifade ediyor.
Bu yazı, dersin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.