(14) Beşerin En Yüce Makamı Peygamberliktir (29-01-1999) - Ahmet Vanlıoğlu Hocaefendi
Ahmet Vanlıoğlu Hocaefendi, cuma derslerinde işlediği Yunus sûresine devam ettiği bu sohbette, sûrenin ağırlıklı konusuna dikkat çekiyor: Peygamber Efendimizin risaleti ve bu risaletin ilk muhataplar tarafından niçin böyle bir hayretle karşılandığı. Başlıktaki hüküm de buradan doğuyor; insana verilebilecek en yüce makam peygamberliktir.
Kazanılan Değil, Verilen Bir Makam
Hocaefendi öncelikle bu makamın niteliğini açıklıyor: Peygamberlik çalışmakla, tahsille, gayretle ya da bedel ödemekle elde edilmez. Tamamen ilahi bir lütuf, bir seçim ve takdirdir. Beşer için bundan daha yüce bir mertebe düşünülemez.
İtirazın Kaynağındaki Ölçü
Sohbetin ana meselesi, ilk muhatapların seçimi kabullenememesi. Hocaefendiye göre onların ölçüsü servetti: Böyle yüce makamlar zenginlerin hakkıydı; ayrıca kişinin geniş bir akrabası ve kalabalık evladı olmalıydı. Kur'an bu itirazı naklederek onların "keşke bu kitap iki şehrin büyük zenginlerinden birine indirilseydi" dediklerini bildirir. Hocaefendi buradan, insanların değer ölçüsüyle ilahi tercihin ne kadar farklı olduğunu gösteriyor.
Bir Yetimin Hayat Çizgisi
Hocaefendi bu bahiste Efendimizin çocukluğunu sırasıyla anlatıyor. Doğumuna iki ay kala babası Abdullah vefat etmiştir. Mekke'nin havası yeni doğanlar için uygun görülmediğinden dört yaşına kadar süt annesinin yanında kalmış, sonra annesinin yanına alınmıştır. Altı yaşında annesini kaybetmiş, iki yıl dedesi Abdülmuttalib'in himayesinde bulunmuş, sekiz yaşında dedesini de kaybedince babasının öz kardeşi olan amcası Ebû Tâlib'in himayesine girmiştir. Hocaefendi, bu hayat çizgisine bakan o günün insanının "böyle bir vazife bir yetime mi verilir" diye itiraz ettiğini, oysa seçimin Allah'a ait olduğunu vurguluyor. Bir dönem erkek evladı bulunmadığı için kınanmasına karşılık, asıl bereketten kesilmiş olanın kınayanın kendisi olduğunun bildirildiğini de hatırlatıyor.
İtiraz Kime Yapılıyor
Sohbetin orta bölümünde hocaefendi çok önemli bir noktaya geliyor. Bir hükme itiraz eden kimse aslında Peygambere değil, o hükmü koyana itiraz etmektedir; çünkü peygamber koyduğu bir kural değil, kendisine bildirileni tebliğ etmektedir.
Tespih Örneği
Yaratılış meselesini anlatırken hocaefendi elindeki tespihi örnek veriyor. Hiç kimse, bu tespihin imal eden bir atölyesi ve ustası olmadan kendiliğinden var olduğunu söyleyemez. Bir tespihin ya da bir iğnenin kendiliğinden oluşmasını kabul etmeyen aklın, koca kâinat için bunu nasıl kabul ettiğini soruyor. Bu vesileyle ilmin ne olduğu üzerinde de duruyor ve bir varlığı Yaratanın sanatının örneği olarak incelemenin anlamlı olduğunu, asıl bilinmesi gerekeni atlayıp ömür tüketmenin ise eksik bir gayret sayılacağını söylüyor.
Bu yazı, sohbetin ana başlıklarını özetlemektedir; anlatımın tamamı için videoyu izleyebilirsiniz.